Türkiye’yi bu zihniyete bırakıp gidemem

Pazar, Ocak 1, 2012, 1:25
Genel kategorisi. Bu mesaja 0 yorum yapıldı.

FaceBookta Payla


Avukat Sedef Erken özel bir okulun anasınıfına kabul etmediği otizmli oğlu Ozan Sanlısoy adına Türkiye’nin ilk engelliye eğitimde ayrımcılık davasını açtı. Erken mücadelesini anlattı.

Kimi kapıyı çalan şansa bile sevinmeyi bilmez kimi en zor sınavdan yüzünü asmadan geçer. Sedef Erken ikincilerden. Avukat, telif haklarıyla ilgili çalışıyor, genç müzisyenlere yol gösteren yazılarını, örneğin Rolling Stone’daki Taktik adlı köşesini müzikle ilgilenenler bilir. Müzisyen Ogün Sanlısoy’la evli, beş buçuk yaşında Ozan adında bir oğulları, onun da bir farklılığı var; otizm.

Erken oğlunun başka çocuklardan farklı olduğunu yolun başında hissediyor: “Bir buçuk yaşında ufak sezgiler doğdu bende. Ama yakıştırmadım ve üstüne gitmedim. İki yaşında çok netleşti sezgilerim. Bebekken bile daha rahat iletişim kurarken o noktada bir kapanıklık, bir kesinti hissetmeye başladım. Aniden, birkaç ayda kendi başına bir çocuk haline geldi. Acaba ben mi beceremiyorum diye şüphelendim. Hatta birine danıştım, ‘Bir şeyin yok’ dedi. Bu sefer Ozan’ı götürdüm doktora, ‘Dert etmeyin, biraz daha ilgilenin’ dedi. Yoğun şeyler yaşamaya başladım, bir tek ben böyle hissediyorum, diğer herkes ‘Erkek çocuktur, konuşur, açılır’ diyor. Ozan birle bir buçuk yaş arasında bebek diliyle sekiz-on kelime söylemeye başlamıştı. Onlar gitti. Hiçbir şekilde konuşmayan ve ağlama dışında ses dahi çıkarmayan bir çocuk haline geldi. İki buçuk yaşında, kontrole gittiğimizde doktorun bunu diyeceğini biliyordum.”

Ozan’ın kilidini açan anahtar

Haklı da çıkıyor: “Doktor telaşlı bir şekilde ‘Hemen yarın bir pedagogla görüşelim’ dedi. Pedagog ‘Gelişim bozuklukları sınırları içinde, hemen bir şeyler yaparsanız sorunları aşmanız daha kolay olur’ dedi. Tabii hem ismiyle yüzleşmek hem durumun bu kadar net olması bir şok yaşatıyor.” Sedef Erken ebeveynlerin birkaç aşamadan geçtiğini gözlemlemiş: “İlk şok, ardından neden ben, neden benim çocuğum düşüncesi, sonra yavaş yavaş kabullenme gibi aşamalardan geçiyorsunuz. En son benimsemeye geliyorsunuz, hatta durumdan çıkartılabilecek olumlu sonuçları bulabilmeye. Bu her zaman herkes için mümkün olmayabilir ama olduğunda hem çocuk hem de kendiniz için çok faydalı olabilirsiniz.”

Pedagogun önerisi üzerine hemen kreşe başlıyor Ozan: “Çok yoğun eğitim almanız lazım dediler. Fakat bende duyduğuna inanmama alışkanlığı var, eşim de bu konularda bana güvenir. Ozan’la ilgili de araştırmaya girdim hemen.” Erken, yaptığı araştırmaların sonucunda eğitimin yoğun olmaktan çok Ozan’ın özelliklerine uygun olması gerektiğine karar vermiş ve bunu eşiyle paylaşmış: “Çocuğumuzu daha iyi tanıyoruz. Kilidini diğer otizmli çocuklarla aynı anahtarla açmak yerine onun doğru kapısını arayıp girmek istedik. Bu da daha çok müzik, sanat, doğa… İnatçı bir çocuk, inadının üstüne gitmek istemedik. İnadını kırma eğitimi yapmadık. Ya da sevdiği bir şeyi kullanarak sevmediği bir şey yaptırmak gibi manüpülatif eğitimleri, çok ısrar edilmesine rağmen kabul etmedik.”

Şimdi okullu olacaktık ama…

Bunun sonuçlarını da almışlar. Ve Ozan anaokul eğitimi yaşına gelmiş. Yine Erken’den dinleyelim: “Aileler ‘nereye alırlarsa verin’ dedi. Ozan’ın hem okula hem eğitime hem spora gitmesi gereken durumlar da var. Sırf orası alıyor diye çocuğu İstanbul’un öteki ucundaki bir okula gönderemeyiz. Yakındaki özel okulu aradım, ‘Benim bir çocuğum var, Teşvikiye’de oturuyoruz, kontenjanınız var mı?’ dedim. ‘Tabii’ dediler, ‘Kimsiniz nesiniz, ne iş yapıyorsunuz, çok güzel, bekleriz.’ ‘Bir tek detay var’ dedim ‘Oğlum özel eğitim alıyor. Belli saatlerde gelmesini sağlayabilir miyim?’ ‘Ne eğitimi alıyor?’ ‘Atipik otizm.’ ‘O zaman getirmeyin alamayız’ dediler direk, ‘Kaynaştırmalı bir okula götürün.’ Dedim ki ‘Türkiye’de kaynaştırmalı okul, kaynaştırmasız okul diye bir şey yok ki, her okulun bu sistemi uygulama mecburiyeti var.’”

Ve böylece mücadele başlıyor.

Normal değil mutlu olsun

Sedef Erken Ozan’ın başarısı ve mutluluğu ile ilgili beklentilerini şöyle anlatıyor: “Benim için başarı şu okulu bitirdi, şöyle meslek sahibi oldu, şu parayı kazandı değil. Sevdiği bir ortamda, huzurlu ve özgüvenli yaşamını sürdürmesi, tek başına ayakta kalması ve hayat enerjisini ifade etmesi. Ozan özgüveni yüksek bir çocuk. Bu da insanın diğer özellikleri ya da farklılıkları ne olursa olsun çok önemli çünkü kendiyle barışık olmasını sağlıyor. Prozac Kültürü diye kitaplar var şu anda dünyada, bu normalse biz normalin peşinde değiliz. Normal, norma yani kurala uygun demek, bu kurallar, zamana, ihtiyaçlara, devre, bakış açılarına, toplumlara, şehirlere bile göre değişiyor. Otomobil kullanan bir kadın İstanbul’da normaldir ama Afrika’nın x kabilesinde herkesin dönüp bakacağı bir şey olabilir.”

Müdür:Meğer okul da kanunen yükümlüymüş

Erken ilk reddin ardından yasal yollara başvuracağını söyleyince okulun müdürüyle konuşma imkanı buluyor. Kaynaştırma Genelgesi’ni verdiği müdür ikinci gidişinde “Oturup okudum, doğru söylüyorsunuz, yükümlülüklerimiz varmış” diyor. Erken, kendi kaleme aldığı yazılar da dahil birçok doküman veriyor, okul yönetimi Ozan’la tanışıyor, hatta Ozan sınıfa giriyor ve olumsuz bir tepki vermiyor. Erken üç telefon  numarası veriyor okul idaresine: Ozan’ın bir buçuk yıl gittiği okulun, konuşma terapistinin ve önceki yıl Ozan’la oyun ablası olarak çalışmış ve halen söz konusu okulun bir başka şubesindeki anasınıfı öğretmeni olan kişinin. Birçok görüşme daha yapılıyor ancak sonuç alınamıyor. Okul Ozan’ı kabul etmiyor. Sedef Erken “Siz sadece benim oğluma değil buradaki çocuklara da bilinçsizce bir kötülük yapıyorsunuz, lise sona kadar farklı bir bireyle karşılaşmalarını engelleyerek onlara da zarar veriyorsunuz” diyor. Okulun avukatıyla yapılan görüşme de sonuçsuz kalıyor.

Dava açmadan devam edilmez

“Eşimle konuştuk ‘Başka bir okul bulabiliriz, evi taşırız ama bir sonraki etapta ayrımcılık çıktığında ‘Bu daha önce de olmuştu ne yapalım’ mı diyeceğiz yoksa takıldığımız ilk noktada mı mücadele edeceğiz? Bu sadece bizim sorunumuz da değil. Dolayısıyla bir sorumluluk da hissettim. Böyle bir davayı açmadan yola devam etmek gibi bir seçeneğim yoktu, kendime hukukçu diyemezdim. Ama dilekçeyi kendi adıma vermedim. Ozan’ın ağzından, onun adına, onun TC kimlik numarasıyla şikayette bulunduk. Eğer bu soruşturma bitip dava açma aşamasına gelinirse beş buçuk yaşındaki otizmli bir çocuk tarafından açılmış ilk engelliye eğitimde ayrımcılık davası olacak, zaten Türkiye’deki ilk engelliye eğitimde ayrımcılık davası. Birkaç belediyeye karşı açılmış hizmetle ilgili dava var, uluslararası örnekleri de araştırıyorum, ABD’de açılmış bir dava var, okul kamuoyu önünde çocuktan ve aileden özür dileyerek çocuğu okula almış, bununla ilgili bir de tazminat ödemiş.”

Gönlün yaşadığı parayla çözülmez

Sedef Erken “Türkiye’nin en zengin insanı olsam ne olacak” diyor: “Sakıp Sabancı’nın şu lafı unutulmaz: ‘Şunca servetim olmasaydı çocuğumun sağlığı olsaydı.’ Bizim durumumuzda gönlün yaşadığı parayla pulla falan çözülecek bir şey değil. Ne kadar zengin olursanız olun yapabilecekleriniz sınırlı, siz öldükten sonra belki belli şeyleri garanti edebilirsiniz ama mutluluğunu garanti edemezsiniz. Ayrımcılığa tabi tutulduğunda nasıl mutlu olacak? Zengin de ayrımcılığa tabi tutuluyor. Yurtdışına giden çok aile var. Orada bakış açısı çok farklı, her şeyi devlet karşılıyor. Fakat ben burayı çok seviyorum, çocuğumun anneannesi, babaannesi, teyzesi burada. Benim her şeyim burada. Ayrıca niye bu zihniyete bırakıp gideyim ki burayı? Ben bunları yapmadan gidersem gözüm açık gider.”

STAR













Yorum Yaz


.