Şova hazırlan Ankara!

Pazar, Aralık 4, 2011, 0:34
Genel kategorisi. Bu mesaja 0 yorum yapıldı.

FaceBookta Payla


Emel Sayın, 45’inci sanat yılını sahneye çıktığı ilk yerde; Ankara’da kutluyor. 3 Aralık’taki dev konsere Anadolu Gösteri Merkezi ev sahipliği yapacak. Sayın, başkentlilere sürprizlerle dolu bir gece yaşatacak.

45’inci sanat yılınızı Ankara konseriyle kutluyorsunuz. Nasıl olacak konser programı?

– Geçen ay İstanbul’da bir konser verdim. Onu doğum günüme denk getirdik, her şey çok güzel geçti. Ankara’daki konser de aynı konseptte olacak ama içeriğinde bazı farklılıklar olabilir. Ben bu işe Ankara’da başladım, yıllarca orada çalıştım. Ankara Radyo Evi’ndeki arkadaşlarımın bazıları da katılacak konsere.

Konsere katılacaklar arasında kimler var?

– Mustafa Sağyaşar, Yaşar Özel, Nalan Altınörs, Nurhan Damcıoğlu, Ayşe Egesoy, Bedia Akartürk, Mehpare Çelik ve Nil Burak gibi değerli isimler var. Hepsi benim eski arkadaşım. Bu hayata ilk atıldığım günlerde beraberdik, birçok anımız var. Onun için bu konserin anlamı daha bir farklı benim için. İlkler hiçbir zaman unutulmuyor. Zor, heyecanlı, korku dolu günler geçirdiğim, büyük beklentilerin olduğu, karışık duygular yaşadığım yıllardı. Bunları anmak, seyircilerimizle paylaşmak istiyorum.

GAZİNO SAHİBİ BENİ SAHNEYE İTTİ

45 yıl öncesine, ilk sahne aldığınız güne dönelim. Nasıldı o gün?

– Sahne beni korkutuyordu. Sahneye çıkmaya henüz hazır değildim ama ailemin maddi sıkıntıları yüzünden çıkmak zorundaydım. Elimi, ayağımı nereye koyacağımı bilmiyordum. Ama o yaşa kadar iyi bir müzik eğitimi almıştım, o açıdan kendime güveniyordum. Repertuvar ve icra konusunda endişem yoktu, sadece sahnede ve halk önünde olmak beni heyecanlandırıyordu. İlk gün de aşırı heyecan ve korku yaşadım, hep annemin elinden tutuyordum. O zamanlar Gençlik Parkı’nda içkisiz gazinolar vardı. Ben de Necdet Yazar’ın gazinosunda çıkmıştım. O kadar heyecanlıydım ki, rahmetli Necdet Ağabey beni arkamdan iterek sahneye çıkarmıştı. Ama halk beni çok sevdi. O zamanlar güzelmişim de! Tabii bunun farkında değildim. Bir de düzgün okuyordum tabii. Bir anda kucakladı Ankara beni. Sonra sahne devam etti, yavaş yavaş rahatladım. Ankara’da çabucak popüler oldum. Ankara radyosuna da devam ettiğim için İstanbul’da da fark edildim.

Gazino dönemini özlüyor musunuz?

– Özlenmesi gereken bir dönemdi. Çok kaliteliydi. Gazino apayrı bir kültürdü Türkiye’de. Yeniden canlandırmak için bazı çabalar var ama benim öyle bir ümidim yok. O zamanlardaki atmosferi bulmak mümkün değil. Eğlence sektörü farklı artık. Gençlerin eğlence, hayat biçimi çok farklı. Türk müziğine bakış açısı da öyle. Onun için o günlere dönülmez. Ama çok güzel, çok hoş 25-30 yıl geçirdim. İyi ki o dönemde vardım.

45 yıllık sanat hayatınıza dönüp baktığınızda, hangi evresinde kalmak isterdiniz?

– 70’li yıllarda kalmak isterdim. Çünkü Türk halkı müzik konusundaki dikkatini, ilgisini Türk Sanat Müziği’ne veriyordu. Bestekârlarımız çok güzel şarkılar besteliyordu. Yılda en az birkaç şarkı hit oluyordu. Öyle olunca ben de en parlak dönemimi yaşadım. 1970’ten 1990’lara kadar böyle devam etti. Gazinolar en parlak dönemlerini yaşadı. Bir şıklık, assolistlik kavramı vardı. O bile bir olaydır. Gazinolar bitince o da bitti. Sonra yavaş yavaş Türk Sanat Müziği geri gitti, arabesk, sonra da pop müzik ön plana çıktı.

MUHTEŞEM YÜZYIL’DA BANA YER OLSA ARARLARDI

Son zamanlarda konser haberlerinizi daha çok duyar olduk. Bunu neye borçluyuz?

– Herkes bu işe gönül vermiyor, cesaret göstermiyor. Ama Sinan Kuzucu adlı İzmirli genç bir öğretmen arkadaşımız Türk Sanat Müziği’ni çok seviyor. Bu işlerle ilgisi olmadığı halde büyük bir cesaretle konserler yapmaya başlıyor. İlk teklifini de bana getirdi. Ben sevgiyle karşıladım, çünkü çok samimiydi. İlk konserine öğrencilerini ve velileri davet etti. Lise ve ortaokul yaşlarındaki çocuklar gelip dinlediler. Bu çok hoşuma gitti. Sonra Atatürk’ü anma geceleri yaptı. Bunlar da çok ilgi gördü. Ardından Muazzez Abacı, ben ve Seçil Heper üçlü konserler verdik. Daha sonra bunu Ahmet Özhan’la gerçekleştirdik. Demek ki güzel bir şey yapıldığında, bunu izlemek isteyen büyük bir kitle var. 19 Kasım’daki konserimiz de müthiş ilgi gördü. Ve ben değişik bir şey olsun, işin içine şov katalım istedim. Her şeyi denemek istiyorum halkın ilgisini çekmek için. Sanatçı arkadaşlarımızla düetler yaptık, danslar ekledik, sahneye komedyen çıkardık… Bir kaftanla çıkıp farklı bir bölüm yaptık. Her şey hızla değişiyor. Mikrofon önünde ayakta durup şarkı söyleme dönemi çoktan bitti. İşin içine biraz renk katmak gerekiyor. Ben hem güzel eserler okumak hem de seyircimi güldürmek istiyorum.

İstanbul konserinizde 500 yıllık kaftanı giyip “Kanuni Sultan Süleyman beni görse ne olurdu?” diye sordunuz, izleyiciler de “Haremi kapatırdı” dedi. Siz de “Muhteşem Yüzyıl” dizisinin takipçilerindensiniz sanırım…

– Zuhal Yorgancıoğlu, eski dönemin modasını günümüze taşıyan bir modacı. Ben de ondan rica ettim, bana 500 yıllık bir kaftan verdi, onunla çıktım sahneye. Böyle bir şey giyince hiç düşünmediğim şeyler döküldü ağzımdan. O diziyi de takip ediyorum ve bayılıyorum.

“Muhteşem Yüzyıl”da yer almak ister miydiniz?

– Bana yer olsa ararlardı herhalde ama çok ilgiyle izliyorum.

İLGİNÇ ANILARIMI YAZMAYA BAŞLADIM

Son dönemde bir de kitap yazıyorsunuz. Ne zaman yayımlanacak?

– Yıllardır elimde sürünen yazılar var. Bu yaz onlara ağırlık verdim. Hemen hemen bitti gibi. Daha sonra hayatımı anlatan bir kitap yazabilirim. Kimsenin bilmediği ilginç anılarımı yazıyorum ve bitmek üzere.

“Yanlış anlaşıldığım ve içimde ukde kalan şeyleri bu kitapta anlatacağım” demişsiniz. Neydi onlar, paylaşır mısınız bizimle?

– Bazen sizi yanlış anlatabiliyorlar, kendinizi ifade edemeyebiliyorsunuz. Bunu düzeltmek için imkânınız olmuyor ve o olay akıllarda öyle kalıyor. Gazetelerde benimle ilgili çıkan haberleri arşiv haline getirdim. Onları açtığım zaman birçok şey görüyorum. Bazıları beni çok mutlu ediyor ama bazıları o kadar ilgisiz ki… Bunları anlatmak istiyor insan. Çok samimi, doğru bir kitap çıkaracağım. Örnekler çok var ama şimdi anlatarak kitabın büyüsünü bozmayalım.

ANNEMLE YER DEĞİŞTİRDİK

Bir röportajınızda “Çocukluğumu tam yaşayamadım” demişsiniz. Çocukluğunuzda yapmak isteyip de yapamadığınız ne var?

– Ben çocukluğumu ailemden ayrı yaşadım. Bu, psikolojimi çok etkiledi. Babam toprak mahsulleri ofisinde çalışıyordu ve o dönem Anadolu’nun küçük yerlerine tayin ediliyordu. Her sene bir yere gidiyordu. Bazı yerlerde doğru dürüst okul yoktu. Öyle olunca iyi eğitim alabilmem için beni Kayseri’ye, anneannemle dedemin yanına gönderdiler. Annemle babamı tatillerde görüyordum ama onlardan üç yıl uzak kaldım. Aileme çok bağlı olmama rağmen bu durum karşısında sesimi çıkarmıyordum. Geceleri ise yatağıma girip ağlıyordum. Bu zor bir dönemdi benim için. Yine de annemle babama “Ben sizin yanınızda olmak istiyorum” demiyordum. Olgun bir çocuktum herhalde. Aile bağlarının güçlü olmasının önemini daha o yaşlarda anladım. Bu ayrılıklar, bana bir çekingenlik de yükledi. İçe dönüklüğüm, o yılların getirdiği bir şeydir. Sonra sahnede kendimi bulmaya başladım. Sahne, kendime olan güvenimi bana geri getirdi. Ama hâlâ o yılların izleri var üzerimde. Zaman zaman da çıkıyor ortaya.

Hangi zamanlar çıkıyor?

– Annem şu an Marmaris’te yaşıyor. Yine bir uzaklık var aramızda. O yanıma geldiği zaman çok mutlu oluyorum. Şimdi de annem çocuklaşmaya başladı. Yer değiştirdik sanki. Ve o günlerimi hatırlayıp, anneme bende eksik kalan anne şefkatini fazlasıyla göstermeye çalışıyorum.

SAHİDEN ÇOK GÜZELMİŞİM

“Bazı zamanlar kendimi beğenmiyorum, beni nasıl beğeniyorlar anlamıyorum” demişsiniz. Neden kendinizi beğenmediğiniz zamanlar oluyor?

– Şimdi buna çok önem vermiyorum. Gençken güzel olduğumun hiç farkında değildim. Herkes beni çok beğenirdi ama ben oramı buramı kusurlu bulurdum. Bir türlü tatmin olmazdım. Belki de fazla ilgiden insanın içinde böyle bir anormallik olabiliyor. Şimdi eski fotoğraflarıma baktığımda, filmlerimi izlediğimde onları haklı buluyorum. “Sahiden çok güzelmişim” diyorum ve kendime bayılıyorum. Güzel olmak hoş bir şey ama onun yerini zamanla başka değerler alıyor. Sevenlerim için sahnede güzel görünmeye gayret ediyorum. Elimden geldiğince güzel, şık olmak istiyorum. Bunlar yaşam sevinciyle alakalı. Tüm acılara rağmen hayatı sevmek lazım.

NERGİS’TEN TORUN İSTİYORUM

Yeğeniniz Nergis Hanım sayesinde torun sevgisi yaşamak istemez misiniz?

– Ne kadar isterim! Ağabeyinin bir tane var. Şimdi Nergis’in de çocuğu olmasını çok istiyorum. Onu evladım gibi seviyorum. Hayırlıysa inşallah o günleri görürüz.

hürriyet.com.tr













Yorum Yaz


.