Sevda, özlem ve hüzün dolu bir kitap

Pazartesi, Mayıs 30, 2016, 19:46
Genel kategorisi. Bu mesaja 0 yorum yapıldı.

FaceBookta Payla

Mustafa Başpınar’ın yeni kitabı ‘Annemin Gözleri’nde yer alan hikayeler aile üzerinden yol alıyor. Genç yazarın hikayeleri dilde sadeliği, özde samimiyetiyle dikkat çekiyor.

Mustafa Başpınar Tokat doğumlu genç bir hikâye yazarı. Bursa’da yaşıyor ve hikâyelerini daha çok Dergâh dergisinde yayınlıyor. İlk kitabı “Meleğin Gölgesi” ile aileye ve özelde çocuğa yönelen yazar ikinci ve yeni kitabı “Annemin Gözleri” (Dergah Yayınları) ile biraz farklı da olsa yine aile üzerinden yol alan hikâyelere imza atmış. İki kitap arasında bariz bir ilerlemeyi fark ediyorsunuz. İlk kitaptaki kapalı alanlar aydınlık bir bakış açısına bırakmış yerini. Fakat her iki kitaptaki genel duygular ortak; özlem, yalnızlık, sevda ve diz boyu hüzün.

AYRINTI ZENGİNİ HİKAYELER

Hikayeler karamsar da olsa hüznünü rahatlıkla okura geçiriyor. Öte yandan ayrıntılardaki derinlik sayesinde kendinizi bir anda hikâyenin geçtiği kasabada veya doğuda köy okulunda bulabiliyorsunuz. Bunun için de illaki bunlara dair bir yaşantınızın olması şart değil. Yazar olaylara dair ayrıntıları hem görüntü olarak hem de duyguların dile getirilişi bakımından o kadar dengeli bir şekilde ifade ediyor ki kendinizi kitaba kaptırmamanız olası değil.

“Annemin Gözleri” toplamda sekiz hikâyeden oluşuyor. İlk üç hikâye birbiriyle ilintili olayların farklı zamanlardaki anlatımlarından oluşuyor. Biz bunu Mustafa Kutlu’nun “Ya tahammül ya Sefer” kitabından hatırlıyoruz. Uzun yıllar önce okumak için şehre gitmiş ve orada kalmış kahramanın kasabadaki ailesine ziyaretleri, kasabadaki geçmişiyle hesaplaşması, çocukluğuna dair hatıraların canlanışı, ailenin dağılışı, diri ve canlı çocukluk ikametinin tenhalaşması bu üç hikâyenin konusunu oluşturuyor. Anneyi ve talihsiz çocukluk arkadaşlarını merkeze alan oldukça etkileyici hikâyeler bunlar. Eşinin ölümüyle evde yapayalnız kalan bir anne, hoyrat bir delikanlı olan Hamza ve kasabanın delisi Nurten’in yaşadıkları kahramanın gözünden oldukça sade fakat bir o kadar etkileyici bir dille anlatılıyor. Mustafa Başpınar neredeyse tüm hikâyelerinde kendi yaşantılarının izinden giden bir yazar. Bunu hikâyeleri okurken anlıyorsunuz.

ABARTIYA YER YOK

Fakat yazar hikâyenin akışına aykırı hiçbir abartıya, olağandışılığa yer vermeden yer yer bilinçaltı tekniğini de kullanarak okuyucuya geniş bir alan bırakıyor. Cümleleri evirip çevirmiyor, mahalli bakış açısındaki samimi ve sorgulamayan gözü hikâyelerine taşıyor. Bu da hikâyenin etkisini bir kat daha artırıyor. Olayları anlatırken de kendi iç sesini usulca hikâyeye dâhil ediveriyor. Örneğin “Değişen bir şeyi daha fark ettim o gün: Yıllar geçtikçe konuşacak şeylerimiz azalıyordu” dediğinde normalde oldukça sıradanmış gibi görünen bu cümle birdenbire meselenin bamteli olup çıkıveriyor meydana. Kısa ve kesik cümleler hikâyenin gerilimini de besliyor. Okuyucuya keyifli bir okuma kalıyor.

KAYNAK : star.com.tr













Yorum Yaz


.