Sedef sadece cildi etkilemiyor!

Salı, Kasım 22, 2011, 1:18
Sağlık kategorisi. Bu mesaja 0 yorum yapıldı.

FaceBookta Payla

Sedef hastalığı hakkkında bilmedikleriniz işte bu haberde!

Ankara Deri ve Zührevi Hastalıklar Derneği tarafından her yıl gerçekleştirilen ve bu yıl da Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıklar ABD tarafından organize edilen XX. Prof. Dr. A. Lütfü Tat Sempozyumu, Ankara Sheraton Hotel’de gerçekleştiriliyor.
Sempozyum kapsamında yapılan basın toplantısında söz alan Hacettepe Tıp Fakültesi, Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nilgün Atakan, sedef hastalığının deride parlak beyaz renkli kepeklerle ortaya çıktığını, genellikle 30-40 yaşlarındaki genç erişkinlerde %2-3 sıklıkta görüldüğünü belirtti. Prof. Atakan şöyle devam etti:  “Kaşıntılı olabilen bu plaklar daha çok saçlı deri, diz, dirsek kalçalarda yerleşir, tırnaklarda değişikliklere ve bozulmalara neden olur. Bu hastalığın nedeni günümüzde kesin olarak bilinmemekle birlikte genetik olarak kişisel yatkınlığı olan kişilerde çevresel faktörlerin etkisiyle oluştuğu düşünülmektedir. Bu faktörler arasında travma, enfeksiyonlar, ilaçlar, stres sayılabilir. Yapılan çalışmalarda çocukluk çağında ortaya çıkan sedef hastalarının yaklaşık üçte birinin birinci derece akrabalarında sedef olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca çocukluğunda sık üst solunum yolu enfeksiyonu geçiren ve sık ilaç kullanmak zorunda kalanlar risk grubu oluştururlar. Günümüzde yapılan araştırmalarda sedef hastalığının sadece deriyi tutan bir hastalık olmadığı; özellikle hipertansiyon, diyabet, obezite, kalp damar hastalıkları ile birliktelik gösterdiği kanıtlanmıştır. Şiddetli sedef hastalarında ayrıca sedef artriti olarak bilinen eklem tutulumları da sık görülür. Bu nedenle bu hastalarda ağrılı eklem ve şişlikleri önemle değerlendirilmelidir. Aksi takdirde tedavisiz hastalarda kalıcı deformiteler ve fonksiyon kayıpları oluşabilir. Sedef bu özelliklerinin yanı sıra hastalarda psikolojik ve sosyal yönleriyle yaşam kalitesini belirgin olarak olumsuz etkileyen bir hastalıktır“ diye konuştu.
SEDEF HASTALIĞI TOPLUM TARAFINDAN YANLIŞ ALGILANIYOR
Bir basın mensubunun; “Bir terör eyleminde canlı bomba olarak kullanılan teröristin de sedef hastası olduğunun ortaya çıktığını ve bu tür hastalığı olan hastaların özellikle eylemler için seçildiği söyleniyor, son gelişmeler nedir” sorusuna da yanıt veren Prof. Atakan şöyle devam etti: “Kronik hastalığı olanlar, özellikle hastalığı herkes tarafından fark edilebilecek ve de o hastalığı taşıdığı için ne yazık ki toplum tarafından biraz itilecek kişiler oluyor, belki bu yüzden seçiliyor olabilir. Sedef bu kronik hastalıklardan bir tanesi. Bütün deri lezyonları göz önünde olduğu için hastaların yaşam kalitesini olumsuz yönde etkiliyor. Bu çok önemli bir noktası, ama bunun yanı sıra hastalığı oluşturan mekanizmalar diğer yandan kalp-damar sistemini etkileyebiliyor, eklemleri, yağ dokusunu etkileyebiliyor, çeşitli organları etkileyebildiği için de saymış olduğum kalp damar hastalıklarına sebep oluyor. Şiddetli sedefi olan hastalarda çok genç yaşta kalp krizi sonucu yaşamlarını kaybettiğini biliyoruz. Genel olarak baktığınızda da bu hastalıklara veya kullandıkları ilaçların yan etkileri nedeniyle yaşamlarında diğerlerine göre bir miktar azalma var. Belki ölümcül bir hastalık değil ama bu nedenlerle yaşamsal önemi olan bir hastalık“ diye konuştu.
Uzunca bir süre sadece deriyi tutan bir hastalık olarak algılandığı için, hastalık şiddetli bile olsa tedavi dışarıdan topikal ajan dediğimiz kremlerle vs. tedavinin yapılma yoluna gidildiğini belirten Prof. Atakan şunları söyledi: “Hekimler önceleri yan etkileri az olduğu için daha çok bu yola başvurdular. Ama diğer yandan sistemik tutulum ilerledi, eklem tutulumları arttığı zaman geri dönülmeyen bir takım fonksiyon bozuklukları oldu. Hastalar araya giren diğer hastalıklar nedeniyle yaşamlarını kaybettiler. Şimdi artık o aşamada değiliz. Bütün bu hastalıkların bir arada olabileceği bilindiği için ve de oluşum mekanizmalarına yönelik pek çok araştırma yapılıp, çok gelişmeler kaydedildiği için artık sebep olabilecek moleküller tanımlanabiliyor. O moleküllere karşı geliştirilmiş sadece o molekülü devre dışı bırakarak hastalığın gelişimini engelleyen ajanlar var. Evet, kesin çözüm değil elbette. Çünkü genetik zeminde de gelişen bir hastalık aynı zamanda. Ama ortaya çıkabilecek zararları o noktada tutabilen hatta geri döndürebilen ajanlar var, tedavide bunlar giderek yaygınlaşarak kullanılmakta” diye belirtti.
DEPREM BÖLGESİNDEKİ SOĞUK HAVA CİLT İÇİN CİDDİ RİSK OLUŞTURUR
Sempozyum Başkanı ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıklar ABD öğretim üyesi Prof. Dr. Gül Erkin, özellikle doğu bölgelerinde, deprem bölgesi Van gibi soğuğun aşırı hissedildiği bölgelerde cildin olumsuz etkilendiğini ve o bölgedeki yaşam koşullarında soğuk havaya maruziyetin fazla olduğundan cilt hastalıkları açısından da ciddi risk oluşturabileceğine dikkat çekti. Prof. Erkin şunları söyledi: “Nasıl güneşin cildimize etkileri varsa soğuğun da cildimize etkileri var. Bizim gibi Ankara’da yaşayan kişilerde havaların soğuması ve rüzgâr ile öncelikle derimiz kuruyor. Daha soğuk yerlerde mesela deprem bölgesi Van’da, deride soğuğa bağlı ciddi değişiklikler ortaya çıkabilir. En hafif formunda deride renk değişikliği, kaşıntı, his kaybı ama daha ilerlerse yanıklara benzer şekilde içi sıvı dolu kabarcıklar oluşabilir. Ciltte veya vücudun soğuğa maruz kalan bölgelerinde ki bunları en çok el ve ayaklarda, burunda, kulaklarda görüyoruz ve daha sonra dokunum kaybıyla da amputasyon dediğimiz o bölgenin veya o bölgenin bir kısmının kaybıyla sonuçlanabilir. O yüzden soğukta kalmak da deriye zarar verebilen, maruziyetin miktarına bağlı olarak ciddi reaksiyonların ortaya çıkmasına neden olabilen bir durum. Bunun için koruyucu giysiler giymek, koruyucu ayakkabılar giymek, soğukta kalmamak zararı azaltacaktır.” diye konuştu.
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıkları ABD. öğretim üyesi Prof. Dr. Serap Utaş da çocukluk yaş grubunda görülen hastalıkların daha farklı seyrettiğini belirtti. Prof. Utaş, “Özellikle çocukluk döneminde viral enfeksiyonlar yani siğiller çok görülmekte. Daha çok okul çağındaki çocuklarda, özellikle de yazın havuz suyuyla bulaşan ve genelde yüzlerinde çıkan siğile benzer yaralar ve şu an içinde bulunduğumuz kış mevsiminde de bakteriyel deri enfeksiyonlarını çocukluk döneminde çok görüyoruz. Çocukluk döneminde kalıtsal deri hastalıkları Türkiye’de çok görülebiliyor” dedi.

MİLLİYET













Yorum Yaz


.