|
cemre


Kayıt: 05 Mar 2008 Mesajlar: 2057 Şehir: Ankara
Cinsiyet: 
Durumu : Offline
|
Tarih: Çrş Tem 09, 2008 9:40 pm Mesaj konusu: Sağlıklı bebek için... |
|
|
|
|
Günümüzde, tarama testleri sayesinde anne karnındaki bebeğin zeka seviyesi ve fiziksel engelli olup olmadığı anlaşılabiliyor.
HAMİLELİKTE TESTLERİ İHMAL ETMEYİN
Gebelikte genetik hastalıklara tanı koymak için tarama testleri yapılmalıdır. Bunun için cerrahi işlemlerle fetustan doku örneği alınması gerekmektedir. Ancak bu işlemlerin fetusun kaybına kadar giden sonuçları bulunmaktadır. Bu nedenle, bu tarz işlemlere gereksinim duymadan ultrasonografik inceleme ve anne karnında bakılan bazı biyokimyasal değerlerle kombine edilerek tarama testleri geliştirilmiştir. Ancak bütün genetik hastalıklar için tarama testlerinin geliştirilmesi mümkün olmamıştır.
Günümüzde gebelikte kullanılan tarama testleri, daha çok trizomi 21 (Down Sendromu), trizomi 18 ve nöral tüp defektleri ile ilgili bilgi vermektedir. Down Sendromu görülme riskinin yaşa bağımlı olarak özellikle de 35 yaşın üzerinde arttığı bilinmektedir. Ancak tüm Down Sendromları'nın yüzde 20'si, 30-35 üzeri gebeliklerde bulunmaktadır. Geriye kalan yüzde 70-80'i ise genç yaş grup gebeliklerde ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla günümüzde tüm yaş gruplarına tarama testleri yapılmalıdır.
ÜÇLÜ TEST YÜZDE 60 GÜVENİLİR
Halk arasında zeka testi olarak da bilinen üçlü tarama testi, 1980-90'lı yıllardan itibaren yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Ama bilindiği gibi bu test zeka testi değildir. Böyle bilinmesinin nedeni, üçlü testin Down Sendromu (zeka geriliği en belirgin özelliği) tarama testi olarak lanse edilmesidir. Ancak üçlü tarama testi sadece Down Sendromu değil, trizomi 18 kromozom bozuklukları ile birlikte nöral tüp defektleri adı verilen birtakım anomali taramasıdır.
Üçlü test, gebeliğin 16. ve 19. haftaları arasında anne karnındaki 3 biyokimyasal (B-HCG, AFP ve E3) maddenin ölçümü ile yapılır. Bu değerler gebelik haftasına göre fetusun kafa çapı, annenin yaşı ve vücut ağırlığı, ırkı, annede şeker hastalığı olup olmadığı, sigara içip içmemesi ve varsa önceki gebeliklerinin özellikleri ile birlikte değerlendirilerek, annenin kromozom bozukluğu ve nöral tüp defektli bebek doğurma riski hesaplanır. Yani buradan da anlaşılacağı gibi üçlü test bir tanı testi değildir. Bir tarama testidir. Testin amacı bebek ve anne açısından riskli yöntemleri kullanmadan bebekte olabilecek anomali (sakat) riskini ortaya çıkarmaktır. Bu riskin 1/250 ve üzeride çıkması durumunda, kesin tanı testi olan amniosentez yapılmalıdır. Üçlü testin güvenilirliği yüzde 60 olarak belirlenmiştir. Yüzde 5 yalancı pozitifliktir.
ASIL AMAÇ...
Üçlü tarama testinin asıl amacı, yaşamla bağdaşabilen hayat boyu fiziksel ve mental (zeka) olarak geri kalacak olan fetusların yakalanabilmesidir. Diğer bir amacı ise trizomi 18 ve nöral tüp defekti adı verilen bir grup hastalığın erken teşhisinin sağlanmasıdır. Down Sendromu, ultrasonografik olarak hiçbir bulgu vermeyebilir. Trizomi 18 ve NTD USG (ultrasonografi) ile tanınabilir.
'İkili Test'te doğru değerlendirme önemli
İkili test, Down Sendromu'nun daha erken gebelik haftalarında tanınması amacıyla son 4-5 yılda ülkemizde yaygınlaşan ve gebeliğin ilk 3 ayında yapılan bir tarama testidir. Gebeliğin 10. ve 13. haftaları arasında anneden alınan kandan yapılan bazı biyokimyasal (BHCG-PAPPP7) ölçümlere ilaveten, öncelikle ultrasonda fetusun ense kalınlığı (NT nuchal translucency) ve baş-popo arası mesafe (CRL Crown rump lenght) ölçümleri yapılmalıdır. Ense kalınlığının doğru şekilde ölçülebilmesi için fetusun uygun pozisyon (nötral pozisyon) ve haftada olması gerekir. En doğru ölçü baş-popo mesafesinin 45-87 arasında olduğu 11. ile 13. haftalar arasında yapılır. Ense kalınlığı bu haftalarda 3 mm'nin altında olmalıdır.
Üstündeki değerler patoloji olarak kabul edilir ve bu durumda Down Sendromu açısından daha ileri tetkik yapmak gerekir. Normal olan bebeğin ense kalınlığı gebelik haftası ilerledikçe artar. Ama 11. ila 13. haftalarda bu değerin 3 mm üzerinde olması, bebeğin ensesinde sıvı birikiminin (ödemin) belirtisidir. Bu da en sık Down Sendromu bebeklerde görülür.
İkili test, anne karnındaki bazı biyokimyasal ölçümlerle birlikte ense kalınlığı ve baş-popo mesafesi ölçülerinin beraber değerlendirilmesi ile yapılır. Bu testin güvenirliliği, doğru ense kalınlığı ölçümleri ile birlikte yüzde 70-80'lere varır. Testteki riskin 1/250 ve üzerinde olması durumunda, koryon villus biyopsisi adı verilen bebeğin eşinden (plesante) küçük bir parça alınarak kromozomal açısından incelenmesi gerekir
Riskli kişiler yaptırmalı
Aminosentez genellikle gebeliğin 17. ve 18.haftalarında yapılıyor. Özellikle annenin yaşı 35'in üzerindeyse, düşük hikayesi varsa ve sakat doğum riski taşıyorsa bu işleme mutlaka başvurulmalı.
Amniosentez gebelik esnasında (anne rahmindeki) fetustan amniotik sıvı denilen, bebeğin içinde bulunduğu sıvının iğne yardımıyla alınması işlemine verilen isimdir. Alınan sıvıda fetal kaynaklı (bebek hücreleri) hücreler ve biyokimyasal ürünler bulunmaktadır. Bu hücreler özel kültür ortamında üretilerek bebeğin kromozonal yapısı incelenir.
Amniosentez genellikle 17-18. haftalarda yapılmasıyla birlikte 20. haftaya kadar da yapılabilir. İşlem sırasında genellikle anestezi kullanılmaz. Çünkü lokal anestezi için de bir iğne gerekir. Fakat ağrı hissedeceğinden çok korkan gebelerde amniosentezi rahat yapabilmek için lokal anestezi yapılabilir.
KİMLER YAPTIRMALI
* Anne yaşının 35, baba yaşının 50'nin üzerinde olması.
* Tekrarlayan düşüğü olanlar.
* Daha önceden kromozomal bozukluğu bulunan düşük veya doğum hikayesi olanlar.
* Eşlerden birinde anormal karyotip olması.
* Yakın aile bireylerinde kromozonal bozukluklar.
* Daha önce anomalili (sakat) doğum öyküsü olanlar.
* 3'lü ve 2'li testte yüksek risk.
* Ense kalınlığının yüksek olması.
* Ultrasonografide anormal bulgu.
* Ailedeki anksiyete (merak ve gerginlik).
AMNİOSENTEZ İŞLEMİNDE BEBEK KAYBEDİLEBİLİR
Tecrübeli ellerde yapıldığında oldukça ağrısız ve bebek için riskleri azdır. Ama bu işlemi yaptırmaya karar veren ailelerin 200'de bir oranında bebeğin kaybedilme riskinin olduğunu bilmeleri gerekir.
* Fetusun enfeksiyon kapması.
* Fetusun iğneden zarar görmesi
* Fetusun eşinin enfeksiyon kapması.
* Düşük.
* Suyun gelmesi.
* Erken doğum gibi riskleri vardır.
Amniosentez sonrası anne adayının 2-3 gün istirahat etmesi, bol su içmesi ve ilişkiden kaçınması gerekmektedir. Amniosentez dışında bebekteki kromozonal anomalileri tespit etmek için daha erken dönemlerde CUS (koryon villus biyopsi) denilen bebeğin eşinden parça alınması yöntemi ile birlikte daha geç 20 hafta üzerinde kordosentez denilen bebeğin kordonundan kan alınması işlemleri de yapılabilir.
Amniosentez işleminde bebek kaybedilebilir
Tecrübeli ellerde yapıldığında oldukça ağrısız ve bebek için riskleri azdır. Ama bu işlemi yaptırmaya karar veren ailelerin 200'de bir oranında bebeğin kaybedilme riskinin olduğunu bilmeleri gerekir.
* Fetusun enfeksiyon kapması.
* Fetusun iğneden zarar görmesi
* Fetusun eşinin enfeksiyon kapması.
* Düşük.
* Suyun gelmesi.
* Erken doğum gibi riskleri vardır.
Amniosentez sonrası anne adayının 2-3 gün istirahat etmesi, bol su içmesi ve ilişkiden kaçınması gerekmektedir. Amniosentez dışında bebekteki kromozonal anomalileri tespit etmek için daha erken dönemlerde CUS (koryon villus biyopsi) denilen bebeğin eşinden parça alınması yöntemi ile birlikte daha geç 20 hafta üzerinde kordosentez denilen bebeğin kordonundan kan alınması işlemleri de yapılabilir.
Gebelikte düşük belirtilerini dikkate alın
Düşüğün en önemli belirtisi, açık kırmızı renkli vajinal kanamadır. Bu durumda vakit kaybetmeden doktora başvurulmadır. Geç kalınan vakalarda anne adayı için enfeksiyon ve kanama riski artar...
Gebeliğin 20. haftasından önce veya fetusun 500 gram ağırlığına ulaşmadan önce gebeliğin sonlanması olayına, düşük (abortus) denilmektedir. Karında ağrı ile ortaya çıkar ve vaginal kanama ile beraber gebeliğe dair bulgu ve semptomların kaybolmasıdır. Düşüklerin görülme sıklığı, yüzde 20 civarındadır. En riskli dönem ilk 12 haftalık dönemdir.
Gebelik ilerledikçe düşük olma olasılığı giderek azalmaktadır. Erken dönemde embriyoya ait nedenler, düşüklerin yaklaşık yüzde 90'ını oluşturur. Bu dönemdeki düşüklerin en önemli nedeni olan kromozomal bozukluklar, ailevi geçiş göstermezler ve tamamen bir şans eseri rastlantısal olarak ortaya çıkarlar. Bu nedenle düşük çok fazla üzülmeyi gerektiren bir olay değildir.
SEBEPLERİ
* Çoğul gebelikler
* Annenin ilaç, radyosyon gibi etkinliğe maruz kalması
* Anne ve babaya ait genetik bozukluklar
* Annenin üreme sistemindeki bazı yapısal anomalim (çift rahim, rahim içi perde, miyomlar, rahim ağzı yetmezliği)
* Annede görülen yüksek ateş ve aktif enfeksiyonlar (kızamıkcık, toxoplazma, sitomegalovirus)
* Annede bulunan bazı kronik hastalıklar (tiroit, böbrek hastalıkları, hipertansiyon, kontrolsüz şeker hastalığı gibi) * Annenin sigara, alkol, uyuşturucu gibi zararlı alışkanlıkları
AĞRI VARSA
Düşüğün en önemli belirtisi, açık kırmızı renkli vajinal kanamadır. Vajinal kanamaya şiddetli 2 taraflı ağrıların da eşlik etmesi, düşük tehlikesinin arttığına işaret eder. Bu durumda hiç vakit kaybetmeden doktora başvurulmalıdır. Geç kalınan vakalarda, anne için enfeksiyon ve kanama riski artar.
Bir kez düşük yaptıktan sona bu durumun ayrıntılı bir şekilde araştırılmasına pek gerek yoktur. 2 veya daha fazla düşüğü olanlarda ayrıntılı inceleme, düşüğün nedenlerinin belirlenmesi konusunda yardımcı olabilir. Düşük sonrası düşünülen gebelikte annenin önce ideal kilosuna ulaşması, varsa zararlı alışkanlıklarını bırakması, sistemik hastalıkları varsa bunu kontrol altına aldıktan sonra kadın- doğum uzmanı kontrolünde gebe kalması önerilmektedir.
Stres erken doğumu tetikler
Gebeliğin 36. haftasından önceki doğumlar için erken doğum deyimi kullanılmaktadır. Erken doğumun görülme sıklığı yüzde 10 oranındadır. Ancak bu oran, çoğul gebeliklerde (birden fazla fetusun olduğu) artmaktadır. Erken doğumun birçok nedeni tespit edilmiştir. En önemli neden çoğul gebeliklerdir. Ayrıca rahim içi ve dışı enfeksiyonlar, amniyon sıvısının fazla olması, rahmin yapısal anormallikleri, genetik faktörler nedenler arasında sayılabilir. Ancak erken doğum konusunda bilinmeyen daha birçok etken olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle risk altındaki anne adaylarının çok dikkat etmeleri gerekmektedir.
Bu anne adaylarını şöyle sıralayabiliriz:
* Çoğul gebeliğe sahip anneler
* Düşük doğum ağırlıklı anneler
* Sigara kullanan anneler
* Daha önce düşük ya da erken doğum yapanlar
* Düşük sosyo-ekonomik durumunda olanlar
* Stres altında veye yoğun çalışma şartlarında olanlar
* Hamileliğinde vajinal kanama problemi yaşayanlar
* 17 yaş altı ve 35 yaş üstü gebelik Bu risk grubunda bulunan anne adaylarının daha dikkatli olmaları ve gerekli önlemleri almaları, düzenli doktor kontrolünde olmaları gerekmektedir.
Ayrıca erken doğum ağrısını fark etmeleri, vajinal akıntı miktarındaki artış, suyun gelmesi, vajinal kanama gibi belirtileri erken fark edip doktora başvurmaları erken doğumu engellemede önemli oranda rol oynar.
TEKRARLAYAN GEBELİK KAYIPLARI
Gebeliğin ilk 12 haftasında art arda en az 3 kez olan düşüklere tekrarlayan gebelik kayıpları arı verilir. Görülme sıklığı yüzde 2'dir. Sebeplerine gelince...
* Rahmin yapısal bozuklukları ve rahim ağzı yetmezliği
* Enfeksiyonlar
* Hormonal bozukluklar (şeker ve tiroit hastalığı gibi)
* Anne ve babaya ait kromozomal bozukluklar
* Çevresel ve diğer faktörler Tekrarlayan gebelik kaybı yaşayan anne adaylarının mutlaka doktor kontrolünde bulunması gerekmektedir. Bir gebelik oluşmadan önce nedene yönelik bütün araştırmalar yapılıp daha sonra gebelik planlanmalıdır. Gerekirse anne adayına psikolojik destek sağlanmalıdır
Gebelikte diyet uygun değildir!
Gebelikte önemsenmesi gereken önemli konulardan biri de öğünlerde porsiyonların az ve sık yenilmesidir Bu dönemde zayıflama amaçlı diyet yapılmamalıdır
Hamile olduğunu yeni öğrenen ve ilk gebeliğini yaşayan anne adaylarında beslenme konusunda panik ve telaş vardır. Akıllarında hep, "Ne yesem de bebeğim kilo alsa, bebeğine faydası olsa?" şeklinde sorular vardır. Aslında tüm bu endişeler çoğu zaman gereksizdir. Çünkü bebeğin sağlıklı beslenmesi ve gelişmesinin iyi olabilmesi ancak annenin ruh ve beden sağlığının yerinde olması ve dengeli beslenmesi ile mümkündür. Hamilelik döneminde annenin kilo vermemesi yeterlidir. Bu dönemin uzun sürmesi durumunda ise altında yatan başka nedenler (tiroid fonksiyonları, mide problemleri ve ruhsal sıkıntılar) araştırılmalıdır.
İLK 3 AY KURU VE TUZLU YİYİN
Gebeliğin ilk 3 aylık dönemi annenin gebeliğe psikolojik olarak da alışma dönemi olduğu için bu dönemde kendisini baskı altında hissetmemeli, istediği şeyleri özellikle de kuru ve tuzlu şeyleri tüketmelidir. Gebeliğin ilk 3 ayında özellikle önem verilmesi gereken şey, kedi-köpeklerle, iyi pişirilmeyen etlerle ve iyi yıkanmamış sebze-meyvelerle geçebilen toxoplazma enfeksiyonlarına karşı dikkatli olunmasıdır. Bu enfeksiyon ilk aylarda geçirilirse fetusta kalıcı birtakım sakatlıklara neden olabilir. Gebelik döneminde özellikle kalsiyum, C vitamini, folik asit ve protein yönünden zengin besinler tüketilmelidir. Ayrıca anne adayları, hamilelik sırasında sık karşılaşılan kabızlık ve bağırsak tembelliğinin önlenmesi için de bolca lifli gıdalar almalıdır.
SU TÜKETİMİ 3 LİTREYE YAKIN OLMALI
Gebelikte dikkat edilmesi gereken en önemli konulardan biri de günde en az 3 litreye yakın su tüketiminin şart olduğudur. Bol su tüketimi idrar yolu enfeksiyonlarına karşı koruyucudur. Gebelikte çay, kahve ve kolalı içecekler önerilmez. Maden suyu içilmesinin herhangi bir zararı yoktur. Gebelikte önemsenmesi gereken diğer bir nokta da öğünlerin az porsiyonlar şeklinde ve sık sık yenilmesidir. Yani ne tıka basa tok olunmalı ne de aç geçirilmelidir. Taze gıdalar tercih edilmeli, konserve ve bekletilmiş gıdalar yenilmemelidir. Öğünlerde çeşitliliğe dikkat edilmeli proten, karbonhidrat ve yağ dengeli biçimde alınmalıdır. Gebelik diyet için uygun bir zaman değildir. Zayıflama amaçlı diyet yapılmamalıdır.
DÜZENLİ VİTAMİN GEREKSİZ
Gebelikte bazı özel durumlar hariç düzenli vitamin kullanımı gereksizdir. Gebelik dönemi boyunca ihtiyaç duyduğunuz vitaminlerin tümü düzenli beslenme yoluyla alınabilir ve doğru olanı da budur. Şu ana kadar varlığı saptanmış vitaminler dışında vücudun kullandığı çok sayıda vitamin vardır ve bunlar keşfedilmeyi beklemektedir. Düzensiz beslenip vitamin ilaçlarına güvendiğinizde, gerekli olan ihtiyacınızın tümünü karşılayamazsınız.
Gebelikte cinselliğin olumsuz etkisi yoktur
Gebeliğin fark edilmesiyle birlikte, kadınlarda annelik içgüdüsü baskın hale gelir ve bebeğine zarar vereceği korkusuyla cinsel istek azalabilir. Oysa cinsel ilişkinin olumsuz etkisi bulunmaz.
Gebelik dönemi, kadında fiziksel olduğu kadar psiklojik değişikliklere de yol açar. Gebeliğin fark edilmesiyle birlikte, kadınlarda annelik içgüdüsü baskın hale gelir ve bebeğine zarar vereceğini korkusu ile cinsel istek azalabilir. Oysa cinsel ilişkinin gebelikte olumsuz bir etkisi bulunmaz.
SON 6 HAFTAYA DİKKAT...
Her şeyin normal olarak gittiği gebeliklerde, son 6 haftaya kadar cinsel ilişkide hiçbir kısıtlama olmaz. Bu dönemde, erkeğin menisi içinde bulunan ve rahimi kasıcı etkiye sahip olan prostaglandinlerin rahim kasılmalarını başlatarak erken doğuma sebep olabileceği için ilişki önerilmemektedir. Bütün bunlara ilave olarak tekrarlayan gebelik kayıpları yaşayanlarda ilk 3 ay, gebeliğin herhangi bir döneminde vajinal kanama, düşük tehdidi veya erken doğum tehdidi olanlarda ilişki kesinlikle yasaklanır ve tehlike ortadan kalkıncaya kadar devam eder. Özellikle belirtmek gerekir ki gebelik boyunca ilişkinin sıklığını anne adayına bırakmak ve zorlamamak gerekir.
SİGARA KESİNLİKLE İÇİLMEMELİ
Hamilelik sırasında sigara tüketimi, miktarı ne olursa olsun bebek ve gebelik üzerinde olumsuz etkilere yol açar. Sigara, bebeğin gereksinim duyduğu kandaki oksijen miktarını azaltacak ve gelişimini olumsuz yönde etkileyecektir. Sigara içimi ile bağlantılı tüm riskler, içilen sigaranın miktarı ile direkt olarak ilişkilidir. Sigara içen gebeleri bekleyen riskleri şöyle özetlemek mümkündür:
* Erken doğum
* Amniyon suyunun erken gelmesi
* Gebelik zehirlenmesi
* Tansiyon yükselmesi
* Bebeğin eşinin doğumdan önce ayrılması
* Bebeğin anne karnında ani ölümü
* Bebekteki anomali risklerinin özellikle de yarık dudak riskinin artması
Yürüyüş ve yüzme ideal
Gebelikte egzersiz yapmaya en erken 20. haftada başlanmalıdır. Bütün egzersizler adaleleri harekete geçirir. Gebenin doğumunu etkileyen egzersiz, rahat ve derin soluk almasını sağlayan kalça, karın ve bacakların kas gruplarını yönetebilmesini mümkün kılar. Gebelikte egzersiz doğumu kısaltıp kolaylaştırır. Kan dolaşımını düzenler, cildin beslenmesini sağlar, duruşu düzeltir, metobolizmayı ve solunum düzenler. Anne adayının enerji seviyesini yükseltir, düzenler ve rahat bir uyku sağlar.
DOĞUMA FİZİKSEL AÇIDAN DA HAZIRLANMALI
Doğuma psikolojik açıdan olduğu kadar fiziksel açıdan da bazı egzersizlerle hazırlanmak gerekir. Bu egzersizler, gebelik sonrası annenin tekrar eski kilosuna ulaşmasında da fayda sağlayacaktır. Gebelikte önerilen en güzel egzersiz, yürüyüş ve yüzmedir. Ayrıca bilinçli ve doğru şekilde yapılan egzersiz de fayda sağlayacaktır.
SAĞA-SOLA YATMAK DOĞRUDUR
Gebelikte sırt ağrılarını en az indirebilmek amaçlı dik durmak gerekir. Böylece bebeğin ağırlığı kalça, uyluk, karın kaslarına eşit olarak bölünecektir. İş yaparken yere yakın çalışmak ve yerden bir şey alırken dizleri büküp sırtı dik tutmak da bel ve sırt ağrılarını büyük ölçüde azaltacaktır. Gebelikte yatma pozisyonuna gelince... Gebeliğin 28 haftasına kadar pozisyonun bir önemi yoktur. Ancak bu haftadan sonra sırt üstü yatmak önerilmez. Bu şekilde yatış fetusa giden kan miktarını da azaltır. Dolayısıyla sağa ve sola dönüp yatmak doğru olandır. |
|