Modanın rotası İpek Yolu’na döndü

Cumartesi, Kasım 30, 2013, 23:18
Alışveriş | Moda kategorisi. Bu mesaja 0 yorum yapıldı.

FaceBookta Payla

Modanın kalbi Paris’te atsa da farklı şehir ve kültürlerin tasarıma yön verdiğini her sezon görüyoruz. Karl Lagerfeld, Hindistan’ın etnik dokularıyla koleksiyon hazırlamıştı; Chanel Bizans’a uzanmıştı… Şimdi de Kate Moss, İstanbul’da kamera karşısına geçti. Bu da şehrin moda için esin kaynağı olduğunu gösterdi.

İngiliz top model Kate Moss ve İngiliz oyuncu Chiwetel Ejiofor geçen eylül ayında İstanbul’daydı, Vogue dergisinin ABD edisyonu için efsanevi fotoğrafçı Mario Testino’nun objektifi karşısına geçti. İstanbul’un tarih kokan; Kapalıçarşı, Eminönü Meydanı, İstanbul Arkeoloji Müzesi, Galata Mevlevihanesi, Macar Feyzullah Paşa Köşkü, Karaköy Lokantası gibi mekanlarla Haliç ve Boğaziçi’nde 12 sayfalık bir çekim gerçekleştirildi. Çekimin adı ise ‘The Silk Road’ (İpek Yolu ) idi. Bu çekim de gösterdi ki İstanbul, dünya moda metropolleri arasında henüz yer almasa da moda endüstrisi için eşsiz bir esin kaynağı.

Şehirlerin ya da farklı kültürlerin modaya olan etkisini görmezden gelmek imkansız. Hele ki sözkonusu İstanbul gibi pek çok medeniyetin beşiği olmuş tarih kokan bir kent ise insanları büyülemekten hiç vazgeçmeyecek. Dünyanın en ünlü moda şehirleri arasında ilk sırayı Paris alıyor. Akabinde Milano, Londra ve New York geliyor. Aslına bakarsanız ilk tasarımcılar İngiliz’di. Modanın babası olarak bilinen ve tasarım sektörüne ilkleri kazandıran Charles Frederick Worth, İngiliz asıllı olmasına rağmen 19’uncu yüzyılda işine Paris’te başlamış ve oradan nam salmıştı. 19’uncu yüzyıla kadar modanın nasıl olacağına; renklerden, kumaş metrajlarına ve hangi sınıfın ne giyeceğine kadar ‘saray’ karar veriyordu. Ancak Fransa, cumhuriyetten aldığı güçle bu yüzyıldan sonra modanın merkezi olmayı başardı.

GRAND PALAIS’İ HİNT SARAYINA ÇEVİRMİŞTİ

40’larda Hitler, haute couture’ü Almanya’ya getirmek istedi. Adolf Hitler, modanın Almanlar tarafından dikte edilmesi gerektiğini düşünüyordu. Aslında Almanların moda özgürlüğüne kavuşmadan önceki dönemlerde böyle bir kimliği vardı. Ancak ne zamanki cesur tasarımcılar, yenilikçi ve özgürlükçü isimler Paris’ten çıkmaya başladı o zaman bu gücü hiç bırakmamaya ant içerek eline aldı. Elbette moda kentleri arasında Paris’in konumunun esşizliğinde, dekoratif sanatlara yüzyıllardır verdiği büyük önemin de etkisi var.

Her ne kadar modanın menşei Paris olsa da farklı yer ve kültürlerin tasarıma yön verdiğini her sezon görüyoruz. Örneğin Karl Lagerfeld 2012 Paris-Bombay koleksiyonunda Hindistan’ın etnik dokularıyla koleksiyon hazırlamıştı. Üstelik defilelerinin ana merkezi olan Paris’teki cam kubbeli Grand Palais’yi Hintli bir kraliçenin sarayına çevirdi. Hindistan Paris’e taşınmıştı. Daha geriye gittiğimizde, Chanel’in ‘Métiers d’Art’ adlı koleksiyonu, Şanghay ve Moskova’dan sonra Bizans’ı konu almıştı. Hatta İstanbul’a, Çırağan Sarayı’na da taşınmıştı. Defilede tadı damağımızda kalan, gözalıcı taşlardan yapılmış parçalar yer almıştı.

En son hayranlıkla baktığımız Kate Moss’un İstanbul buluşması gibi, mistisizm kokan şehirler moda çekimleri için altın değerinde… Eskiyle yeniyi buluşturmanın insanlar üzerinde bıraktığı etki tüm markaların kullanmaktan vazgeçmediği önemli bir unsur. Bunun farkında olan markalar imajlarını güçlendirmek için geleneksel dokularla modern çizgileri birleştirmenin daha etkileyici olduğunu düşünüyor. Burada devreye ‘zıtlıklar’ giriyor aslında. Özellikle eski ve yeni bir arada hem öğretiyor hem algıyı yükseltiyor hem de sorgulatıyor. Yaşamımızın ayrılmaz parçası olan giysilerimiz bu sayede günlük ihtiyaçlarımızdan daha fazlasını sunabilme gücüne sahip.

Vogue dergisinin aralık sayısıyla gündeme gelen ‘İpek Yolu’ çekimi modanın ne kadar geniş bir yelpazeye uzanabileceğinin bir göstergesi. Zira Asya ile Avrupa’yı birleştiren medeniyetler beşiği İstanbul’u tüm dünyaya kökleriyle yansıtıyor.

Kaynak:  stargazete.com













Yorum Yaz


.