Meme kanseri riskini artırıyor

Salı, Kasım 15, 2011, 0:08
Kadın Sağlığı kategorisi. Bu mesaja 0 yorum yapıldı.

FaceBookta Payla

Uzmanlara göre erken adet yaşı ve geç menopoz, doğum yapmamak veya ilk doğum yaşının 30’dan büyük olması, emzirmeme veya az emzirme ve aile öyküsü meme kanseri görülme riskini 2-3 kat artırıyor.

Genel Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Jehat Kutlay, yaptığı açıklamada, dünyada her yıl bir milyondan fazla yeni meme kanseri olgusu saptandığını söyledi. Beklenen yaşam süresinin uzaması, yaşam tarzı değişikliği ve diğer hastalıkların tedavisindeki gelişmeler nedeniyle meme kanseri görülme sıklığının giderek arttığını anlatan Kutlay, 50 yaşında ise her 50 kadında 1’e ulaştığını belirtti.

Meme kanserine erkeklerde de rastlandığını, ancak hastalığın kadınlarda görülme sıklığının erkeklere göre 100 kat daha fazla olduğunu ifade eden Kutlay, “Yaşam boyunca her bin erkekten birinde meme kanseri görülür. Son yapılan araştırmalarda erkeklerde saptanan meme kanserinin aynı evredeki kadın meme kanser olgularıyla benzer seyir gösterdiği saptanmıştır” dedi.

Meme kanserine 50 yaş üstündeki kadınlarda daha sık rastlandığını belirten Kutlay, şu bilgileri verdi:
“Erken adet yaşı ve geç menopoz, doğum yapmamış olma veya 30 yaş sonrası ilk doğum, emzirmeme veya az emzirme, anne ve kız kardeş gibi birinci derece akrabalarda meme kanseri olması, riski 2-3 kat artırıyor. 30 yaşından önce radyasyona maruz kalma, genetik faktörler, diğer memedeki kanser, uzun süreli doğum kontrol ilacı veya menopoz sonrası hormon kullanımı, sigara, alkol, hareketsiz yaşam ve menopoz sonrası obezite de risk faktörleri arasındadır.”

BELİRTİLERİ

Kadınların ilk fark ettikleri belirtinin, memede çevre dokudan farklı ele gelen sertlik olduğunu, tüm meme kanserlerinin yaklaşık yüzde 80’inde tanının, kitlenin hasta tarafından fark edilmesinden sonra hekime başvurmasıyla konulduğunu bildiren Opr. Dr. Jehat Kutlay, “Ayrıca meme boyut ve konturlarında değişiklik, meme derisinde çöküntü, meme başının içeri çekilmesi, kendiliğinden tek taraflı meme başı akıntısı meme kanseri olasılığını akla getirmeli ve genel cerrahi uzmanı tarafından değerlendirilmelidir” şeklinde konuştu.

Meme kanseri tanısının, genel cerrahi uzmanınca yapılacak klinik meme muayenesi, mamografi ve ultrasonografi gibi görüntüleme yöntemleri ve takiben meme biyopsisi yardımıyla konduğunu anlatan Kutlay, şunları kaydetti:
“Günümüzde meme kanseri tanısı erken evrede, kitle henüz elle muayenede fark edilmeyecek kadar küçük boyutlardayken mamografi olmak üzere, ultrasonografi ve gerektiğinde manyetik rezonans (MR) görüntüleme yöntemleri yardımıyla saptanıp yüzde yüze varan sağ kalım oranları yakalanabilmekte. Ancak meme kanseri olgularının yüzde 15’inde mamografinin yanıltıcı olabileceği unutulmamalıdır. Erkekler de kendilerini elle muayene edebilirler. Muayene esnasında meme yapılarında herhangi bir farklı bulgu ortaya çıktığında ihmal etmeden genel cerrahi uzmanınca değerlendirilmelidir.”

Hastalığın cerrahi tedavisinde, organ kaybına yol açmaksızın, meme koruyucu cerrahi ya da deri/meme başını koruyan, memenin bir bölümünün çıkarıldığı ameliyatlar ile eş zamanlı onarıcı operasyonların mümkün olduğunu dile getiren Kutlay, şunları belirtti:
“Meme koruyucu cerrahi, klasik meme çıkarma ameliyatı ile karşılaştırıldığında sağ kalım oranı açısından fark yoktur. Tümör tip, boyut, evre ve yerleşim yeri uygun hastalarda meme koruyucu cerrahi ile sadece tümörlü bölge geride kitle kalmayacak biçimde çıkarılmakta ve kozmetik olarak şekil bozukluğu oluşmamaktadır. Tümör boyutu daha büyük olup uygun yerleşimli hastalarda ise meme derisi korunarak doku çıkarılmakta, eş zamanlı olarak meme onarılmakta, hasta, operasyon sonrasında kozmetik açıdan kalıcı şekil bozukluğu olmaksızın yaşamına devam edebilmektedir.”

ESTETİK AÇIDAN PROBLEM KALMIYOR

Medicana International Ankara Hastanesi plastik, rekonstrüktif ve estetik cerrahi uzmanı Opr. Dr. H. Yücel Demir ise meme kanseri cerrahisi sonrası organ kaybıyla yaşanan psikolojik problemler, meme yokluğuna bağlı estetik görünüm bozukluğu, uzun dönemde iki meme arasında ortaya çıkan asimetri ve duruş bozukluğunun yeni arayışları gündeme getirdiğini belirtti.

Uygun vakalarda meme/deri koruyucu cerrahi yapılmasını takiben aynı seansta memenin yeniden oluşturulmasının mümkün olduğunu anlatan Demir, “Bütün yöntemlerin farklı avantajları olmakla beraber meme/deri koruyucu cerrahide, meme protezleri ile onarımı sağlamak pek çok açıdan yararlı bir çözümdür” dedi.
Daha önce memesinin tamamı alınan, tedavi süreçleri tamamlanan hastaların da yeniden meme sahibi olabildiklerini belirten Medicana International Ankara Hastanesi plastik, rekonstrüktif ve estetik cerrahi uzmanı Opr. Dr. H. Yücel Demir, hastaların bu konuda hekimiyle birlikte karar vermelerinde fayda olduğunu söyledi.

Memesinin tamamı alınan hastalarda kullanılan protezlerde zamanla değişiklikler yapılabildiğini bildiren Demir, “Hastanın talebi hekimin de önerisi doğrultusunda meme başının yeniden yapılması, diğer memenin eşitlenmesi işlemlerine geçilebilir. Bu tür operasyonlar meme kanseri takip incelemeleri için engel değildir” şeklinde konuştu.

hürriyet.com.tr













Yorum Yaz


.