Kişiye özel kanser tedavisi

Perşembe, Ocak 8, 2009, 23:21
Sağlık kategorisi. Bu mesaja 1 yorum yapıldı.

FaceBookta Payla


Onkogram laboratuarı sayesinde kanser türüne göre hastaya özgün tedavi yöntemi uygulanacak. Uygulama ile gereksiz ilaç kullanımı ve ekonomik külfet önlenecek.

– Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) Kök Hücre ve Gen Tedavileri Araştırma ve Uygulama Merkezi’nde (KÖGEM) kurulan onkogram laboratuvarı ile teşhisi aynı olsa bile moleküler olarak kişiden kişiye farklılık gösteren kanser türlerinin tedavisinde kullanılacak en uygun ilaç belirlenebilecek.

Böylece gereksiz ilaç kullanımı ve hastada yaratacağı yan etkiler ile hem kişi, hem de ülke ekonomisi için oluşturacağı ekonomik külfet önlenmiş olacak.

KÖGEM Müdürü Prof. Dr. Erdal Karaöz, her kanser hastasının moleküler düzeyde diğerinden farklı olduğunu, hastaya özgü bu karakteristik yapının kişinin tedaviye yanıtını, dolayısıyla tedavinin başarısını belirlediğini vurguladı.

Yeni kanser ilaçlarının kullanıma girmesine rağmen kanser tedavisindeki başarının “çok iyi” denebilecek düzeyde artmadığını ifade eden Karaöz, bunun en önemli nedenlerinden birinin aynı teşhis konulmuş her kanser hastasına aynı tedavi yönteminin uygulanması olduğunu savundu.
Aynı tür olsa bile her hastadaki kanserin parmak izi gibi kişiden kişiye farklılık gösterdiğini, bunun da kişiye özgü tedaviyi gerektirdiğini dile getiren Karaöz, tedavinin belirlenebilmesi amacıyla KÖGEM bünyesinde son yıllarda başta ABD ve bazı Avrupa ülkelerinde kanser hastalarının tedavisinde hastaya özgün tedaviyi mümkün kılan bir uygulama olan onkogram laboratuvarının kurulduğunu bildirdi.

KANSER İLAÇLARI HASTAYA ÖZGÜ SEÇİLEBİLECEK
Prof. Dr. Erdal Karaöz, onkogram yöntemi ile kanser ilaçlarının hastada yarattığı olumsuzlukları gidermenin kısmen mümkün olabildiğini belirtti.
Hastadan alınan tümörlü dokudan elde edilen hücrelerin laboratuar ortamında çeşitli kanser ilaçlarına olan yanıtının test edilebileceğini ve ilaçların hücreleri öldürücü etkisinin ölçülebileceğini anlatan Karaöz, şunları söyledi: “Bu durumda, hangi kanser ilacının o hastada daha etkili olabileceğini bir ölçüde anlamak olasıdır. Böylece, hastaya özgü kanser ilaçlarının seçimine karar verilebilir. Yani hastalığa değil, hastaya özgü tedaviler oluşturulabilir.
Bu tedavilerin seçimine olanak tanıyan laboratuvar yönteminin genel adı tümör kemo-duyarlılık testi veya onkogramdır. Onkogram testinin esası cerrahi yolla çıkarılan tümör dokusundan kanser hücrelerini izole edip, laboratuar ortamında bu hücreler üzerinde kanser ilaçlarının etkinliğini test etmektir. Tıpkı antibiyogram testinde olduğu gibi. Amaç, kanser tedavisini yapan hekimin  daha rasyonel ve hastaya özgü tedavi yapmasını sağlamaktır.” Karaöz, dünyada 50’den fazla yayınlanmış bilimsel çalışmalarla desteklenmiş onkogram sonuçları ile hastanın tedavi sonuçları arasında anlamlı ilişkilerin saptanmasının yakın gelecekte bu testin öneminin hızla artacağının göstergesi olduğunu vurguladı.
YAN ETKİLER AZALACAK, TEDAVİ MALİYETİ DÜŞECEK
Onkogram sonucuna göre etkisiz olduğu rapor edilen ilaçlara hastalığın yanıt vermeme olasılığının yüzde 90-95 gibi çok yüksek seviyede olduğunu belirten Karaöz, yöntem ile yeterince fayda sağlamayacağı belirlenen ilaçların kullanılmayacağını, böylece hastanın bu ilaçların yaratabileceği zararlı etkilerden ve tedavi maliyetinden korunmuş olacağını kaydetti.
Bu yöntemin ülkenin sağlık için ayırdığı bütçeye de olumlu yansıyacağını öne süren Karaöz, şöyle devam etti: Test sonucuna göre hasta ilaca dirençli bulunduğu takdirde, istenirse o ilaçların yerine onkogram sonucuna göre hassas olduğu saptanan ilaçlar seçilebilir.  Onkogram, henüz klasik tedavi protokolü belirlenmemiş nadir tümörlerin tedavisinde ilaç seçimine de olanak sağlamaktadır. Bunun yanında, nüks etmiş vakalarda ve esas kaynağı bilinmeyen tümörlerin tedavisinde de değerli bir kullanım alanına sahiptir. Onkogram İngiltere, ABD, Hollanda, Almanya, Rusya, ve Japonya gibi ülkelerde yoğun olarak araştırılmakta ve bazı merkezlerde tedavi edildikten sonra tekrarlayan kanser olgularının tedavisinde diğer yöntemlere ek olarak kullanılmaktadır.”

“KANSER KÖK HÜCRELERİNİ ÖLDÜREBİLİRSEK…”
Bilim dünyasında kanserin bir kök hücre hastalığı olduğuna ilişkin geniş görüş birliği olduğunu öne süren Karaöz, laboratuvarı kurmalarındaki diğer amacın, Ar-Ge için laboratuvara getirilen kanser dokularından kanser kök hücresini izole ederek, tedavide kullanılan ajanların bu hücreler üzerindeki etkinliğini belirlemeye yönelik olduğunu bildirdi.
Kanser tedavisinde kullanılan geleneksel yöntemler kemoterapi ve radyoterapi sonrası özellikle kanserin nüksetmesinde bu kanser yapıcı kök hücrelerin önemli rolü olduğunu savunan Karaöz, “Şayet kanser kök hücrelerini öldürüp, sağlıklı hücrelere en az zarar verecek ilaç tedavi protokollerini ortaya çıkarabilirsek kanserin tedavisinde hedefe yönelik yöntemler konusunda oldukça önemli bir aşamayı gerçekleştirmiş olacağız” diye konuştu.

KÖGEM’in laboratuvar ve diğer olanakların tüm ülke hekimleri ve araştırmacılarının kullanımına açık olduğunu, onkogram uygulamasının kit karşılığı maliyetiyle başta Ar-Ge amaçlı olmak üzere hekimlere hizmet vereceğini belirten Karaöz, testin, Türkiye’deki ilk uygulayıcısı olan Uludağ Üniversitesi
Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Engin Ulukaya ile birlikte çalıştıklarını söyledi.
“LABORATUVAR BÖLGE İÇİN ÇOK ÖNEMLİ”
KOÜ Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Başhekim Yardımcısı Doç. Dr. Görkem Aksu da onkogram laboratuvarının fakülte bünyesinde faaliyete geçmesinin hem Kocaeli, hem bölge açısından oldukça önemli olduğuna işaret etti.
Kocaeli ve yöresinin Türkiye’de kanser vakalarının en yoğun görüldüğü bölgelerden biri olduğunu söyleyen Aksu, “Bu nedenle bölgede gerek tanı, gerekse tedavi açısından yapılacak her türlü yenilik oldukça büyük önem taşımaktadır.
Tedavi hizmetleri açısından ülkenin en donanımlı onkoloji merkezlerinden birine sahip olan fakültemizde onkogramın da devreye girmesiyle hangi hastanın hangi tip kemoterapi ajanlarından maksimum fayda sağlayabileceği çok daha iyi tespit edilebilecek ve hastalara en uygun kemoterapi rejimlerini belirlemek mümkün olacak” dedi.







1 Yorum yazıldı.

  1. fitoterapistkemal yorumu - Çarşamba, Mart 11, 2009, 11:14

    Akciğer Kanseri

    Tedavi Edilebilen Bir Hastalıktır…

    Akciğer Kanseri Nedir?
    Kanserler genellikle ilk ortaya çıktığı dokuya göre adlandırılır. Akciğer kanseri ilk önce akciğerde başlar. Küçük hücreli akciğer kanseri akciğer dokularında kanser (habis, kötü huylu) hücrelerinin bulunduğu bir hastalıktır. Akciğerler göğüs boşluğumuzun büyük kısmını dolduran koni şeklinde, süngerimsi yapıda bir çift organdır (Şekil 1). Akciğerlerin başlıca görevi, vücut hücrelerinin artık maddesi olan karbondioksiti vücuttan atmak ve yaşam için temel gereksinim olan oksijeni vücuda almaktır. Akciğerler başlıca “bronş” denen hava içeren tüplerden, “alveol” denen hava keseciklerinden, kan ve akkan (lenf sıvısı) damarlarından oluşmuştur.

    Hücrelerin mikroskop altındaki görüntülerine dayanarak başlıca iki tip akciğer kanseri vardır: küçük hücreli akciğer kanseri ve küçük hücreli olmayan akciğer kanseri.

    Akciğer Kanseri Ne Kadar Sıklıkta Ortaya Çıkar?
    Akciğer kanseri günümüzde bir salgın hastalıktır ve erkeklerde, tüm dünyada en çok öldüren kanser türüdür. Kardiovasküler hastalıklardan sonra ölüm nedenleri arasında 2. sırada yer almaktadır. ABD’de 1987’den beri kadınlarda da birinci öldürücü kanserdir. 1996 yılında ABD’de 64,000 kadın akciğer kanserinden, 44,000 kadın meme kanserinden ölmüştür. ABD’de akciğer kanseri olgularındaki 1990’lardaki artış, kadınlarda 1960’lardan sonra ortaya çıkan sigara içme alışkanlığındaki hızlı artışa bağlıdır. Kadın akciğer kanserlerindeki artışın ABD’de en azından 2010 yılına kadar devam edeceği, belki bu tarihten sonra artışın durabileceği tahmin edilmektedir. ABD dışındaki gelişmiş ülkelerde de hızla birinci neden olmaktadır. Tüm dünya ortalamasına baktığımızda erkeklerde birinci, kadınlarda meme kanserinden sonra ikinci sıradadır. Dünya Sağlık Örgütü 1985 yılında gelişmekte olan ülkelerde 300,000 kadının sigaraya bağlı hastalıklardan öldüğünü, bunun %21.1’inin akciğer kanserine bağlı olduğunu bildirmiştir.

    Her yıl yeni ortaya çıkan hasta sayıları tüm dünyada artmaya devam etmektedir. 2000 yılında dünyada 2 milyon yeni akciğer kanseri saptanacağı, bunların %60’ının gelişmekte olan ülkelerde olacağı hesaplanmaktadır. Artış hızı özellikle kadınlarda daha belirgindir.

    Oysa akciğer kanseri XX. YY.’ın başında son derece nadir bir hastalıktı. Tütünün sigara haline dönüşmesi ve tüketiminin hızla yaygınlaşması sonucu 1940’larda akciğer kanseri salgını ortaya çıkmıştır ve bu salgın etkisini, bütün dünyada, artan şekilde devam ettirmektedir.

    Ülkemizde resmi rakamlara göre her yıl 20,000-25,000 yeni akciğer kanseri hastası ortaya çıkmakta ve bu rakamın 30,000-40,000 kadar ulaşabileceği düşünülmektedir. Çünkü ülkemizde güvenilir sağlık istatistikleri yoktur. Ülkemizde akciğer kanserlerinin çoğu erkeklerde görülmektedir. Kadın: erkek oranı 1: 7-8 civarındadır. Ancak 1980’lerden sonra ülkemizde de kadınlardaki artan sigara tiryakiliği bu oranı en geç 5-10 yıl içinde kadınlar lehine belirgin şekilde etkileyecektir. Sağlık Bakanlığı verilerine göre 1983-1989 yılları arasında ülkemizde kanser sıklığı 32/100.000’dir. Bunun %26’lık bölümünü ilk sıradaki akciğer kanseri oluşturmaktadır. 1991-1992 verilerine göre solunum sistemi kanserlerinin oranı, tüm kanserler içinde %43’tür. Yine aynı verilere göre yapılan tahminlerde, gerçek kanser sıklığı 120-130/100.000 olmalıdır. Akciğer kanserinin bölgelere göre dağılımına bakılınca sırayla Ege Bölgesi %39.5, Marmara Bölgesi %26.9, Doğu Anadolu Bölgesi %26.1, Güneydoğu Anadolu Bölgesi %18.2, Akdeniz Bölgesi %18.1, İç Anadolu Bölgesi %16.6 oranındadır.

    Akciğer Kanserinin Nedenleri, Risk Faktörleri Nelerdir?
    Akciğer kanserinin başlıca nedeni sigaradır. Tüm akciğer kanserlerinin %80-90’ı tek başına sigaraya bağlıdır. Risk sigara içme süresi, toplam içilen sigara, başlama yaşı ve içilen sigaranın tipine göre değişir.

    Sigara içen bir kadının akciğer kanserine yakalanma riski içmeyen bir kadına göre 1.5-153 kat daha fazladır. Ayrıca, aynı miktar sigaraya maruz kalan kadınların erkeklere göre 1.5-3 kat daha fazla akciğer kanserine yakalanma riskleri olduğu hesaplanmıştır.

    Aktif sigaradan sonra akciğer kanserinin en önemli ikinci risk faktörü pasif sigara maruziyeti veya diğer isimler olarak çevresel sigara maruziyeti veya dumanaltı olmaktır. Pasif sigara maruziyetinin tek başına ortalama 1.2-1.3 kat riski arttırdığı bildirilmektedir.

    Ailede akciğer kanseri olması akciğer kanserine yakalanma riskini arttırmaktadır. Ailede akciğer kanseri olan ve hiç sigara içmemiş bir kadının akciğer kanseri riski 2.8 kat artmış iken; ailede akciğer kanseri olmayan ve sigara içen bir kadında bu risk 11.3 kat artmıştır; ailede akciğer kanseri olan ve sigara içen bir kadında ise bu riskin 30 kat arttığı gösterilmiştir.

    Ayrıca asbestos denen tozlarla uğraşan işlerde çalışan kişilerde, çeşitli kimyasal maddelerle çalışılan iş kollarında çalışanlarda, daha önce akciğerden hastalık geçiren ve akciğerde nedbe dokusu gelişen kişilerde akciğer kanseri riski artmaktadır.

    Bazı beslenme özelliklerinin de akciğer kanseri riskini etkileyebileceği bilinmektedir. Ayrıca motorlu taşıtlara, fabrika bacalarına bağlı hava kirliliklerinin, evlerde uygun olmayan şekilde odun-kömür yakarak ısınmanın kanser yapıcı maddelerin oluşmasına neden olduğu gösterilmiştir. Hava kirliliğinin akciğer kanseri riskini arttırabileceği düşünülmektedir ancak riskin derecesi belirlenememiştir.

    Çevresel radon maruziyetinin de akciğer kanseri gelişimi ile ilişkili olabileceği, coğrafi olarak akciğer kanseri yüksekliğine yol açabileceği bilinmektedir.

    Küçük hücreli akciğer kanseri genellikle sigara içen veya içmiş olan kişilerde bulunmaktadır. Bu birliktelik bazı araştırmalarda %98’lere kadar çıkmaktadır.

    Akciğer Kanseri ve Kadın
    ABD’de akciğer kanseri kadında da bir numaralı kanserdir. Tüm kanser ölümlerinin %25’inden sorumludur ve 1996’da 64,300 kadın öldürmüştür. Kadınlardaki akciğer kanseri ölüm hızları ile sigara içme oranları arasında parallellik vardır. Toplumda sigara içiminin yaygınlaşması ile akciğer kanser ölüm hızlarının artışı arasında 15-20 yıl kuluçka süresi vardır. Kadında akciğer kanseri ölümleri 1960’tan sonra hızla artmıştır ve artmaya devam etmektedir (Şekil 2). Bu grafiğe göre ülkemizde bayanlar arasında sigara tiryakiliğinin özellikle son 5-10 yılda çok daha hızla arttığı düşünüldüğünde şekildeki grafiğin şu an için 1965-70’lerdeki gibi durumunda olduğumuzu, kadınlarda akciğer kanseri salgınının gittikçe ülkemizde de alevleneceği öngörülebilir.

    Sigara içen erkeklere göre sigara içen kadınların küçük hücreli akciğer kanserine yakalanma riskleri daha fazladır. Erkeklerde risk 11.4-37.5 kat artarken kadında 37.6-86 kat artmaktadır. Sigara tüm akciğer kanser tipleri için belirgin risk faktörüdür, ancak sigara ile en güçlü ilişki kadında görülen küçük hücreli akciğer kanseridir. Kesin olarak kanıtlanmamış olmakla birlikte kadınlık hormonu olan estrojenin akciğer kanserinin tipi ve bazı özelliklerini etkileyebileceği ve cinsiyetler arasında akciğer kanseri farklılıklarından sorumlu olabileceği düşünülmektedir.

    Küçük Hücreli Akciğer Kanseri Ne Sıklıkta Ortaya Çıkar?
    Tüm akciğer kanserlerinin %20 kadarı küçük hücreli akciğer kanseridir. Diğer akciğer kanseri tipleri içinde en hızlı artış gösteren tip budur. Bu tip akciğer kanseri sigara içimi ile ilişkisi en belirgin akciğer kanseridir. Sigara içen kadınların erkeklere göre bu tipe yakalanma olasılığı daha fazladır.

    Küçük Hücreli Akciğer Kanserinin Belirtileri Nelerdir?
    Bu hastalıkta şu yakınmalar doktora biran önce gitmek açısından uyarıcıdır: geçmeyen öksürük veya göğüs ağrısı, solunum sırasında hırıltı, hışıltı sesleri duyma, nefes darlığı, öksürükle kan veya kanlı balgam çıkarmak, ses kısıklığı veya boyunda ve yüzde şişlikler ortaya çıkması. Bundan başka kanser dokusunun göğüs boşluğunda aşırı büyümesi sonucunda önemli organlara bası yapabilir ve yutma güçlüğü, kalp yetmezliği gibi bulgular verebilir. Yine kanser hücreleri vücudun hemen her organına ve dokusuna yayılabilir; beyin, karaciğer, kemik, böbrek üstü bezleri başta olmak üzere bulunduğu yere göre bulgular verebilir. Hatta göze bile yayılabilerek görme kayıplarına yol açabilir. Bundan başka kanser hücreleri yayılmadığı halde salgıladıkları bazı maddelere bağlı olarak vücutta birçok metabolik ve hormonal sorunlar yapabilir. Bu hastalıktan kuşkulandığında doktorunuz bronkoskop denen bir aletle bronşlarınızın içine bakmak isteyecektir. Bu teste bronkoskopi denir ve genellikle hastane şartlarında yapılır. Bu test öncesi hastaya lokal uyuşturucu ilaçlar verilir, böylece geçici bir süre boğazda, nefes borusunda hissetmeme durumu ortaya çıkar. Bir miktar basınç hissi olabilirse de ağrı hissedilmez. Daha sonra doktorunuz bronş duvarlarından hücreler veya küçük parçalar alabilecek ve mikroskop altında kanser hücreleri olup olmadığının araştırılmasını sağlayacaktır. Bu işleme biyopsi denmektedir.

    Bronkoskop ile ulaşılması zor olan akciğer bölgelerinden doku almak için dışarıdan bir iğne de kullanabilir. Bu işlemde, deride küçük bir kesi yapılabilir ve kaburgalar arasından iğne yerleştirilir. Bu işleme iğne aspirasyon biyopsisi denmektedir. Patoloji doktorları mikroskop ile, herhangi bir kanser hücresi olup olmadığını anlamak için alınan dokuları incelerler. Test öncesi hastanın acı duymaması için lokal etkili uyuşturucular kullanılmaktadır.

    Hastalıktan kurtulmak (prognoz, sağ-kalım) ve tedavi seçimi, kanserin evresine (sadece akciğerde mi yoksa başka yere yayılmış mı olmasına) ve hastanın cinsiyetine ve genel sağlık durumuna bağlıdır.

    Evrelerin Açıklanması
    Küçük hücreli akciğer kanserinin evreleri
    Küçük hücreli akciğer kanseri saptanır saptanmaz, kanser hücrelerinin akciğerlerden diğer vücut bölgelerine yayılıp yayılmadığını anlamak için ileri tetkikler yapılacaktır (evreleme işlemi). Doktorun tedaviyi planlaması için hastalığın evresini bilmesi gereklidir. Küçük hücreli akciğer kanserinde aşağıdaki evreler vardır:

    Sınırlı hastalık
    Kanser sadece bir akciğerde ve/veya yakınındaki lenf bezlerindedir (lenf bezleri küçük, fasulye benzeri oluşumlardır ve tüm vücutta bulunmaktadır. Vücutta mikroplarla savaşan hücreleri yapar ve depolarlar).

    Yaygın hastalık
    Kanser başladığı akciğerden göğüs boşluğundaki veya vücudun diğer bölgelerindeki başka dokulara yayılmıştır.

    Nüks evresi
    Nüks hastalık demek tedavi edildikten sonra kanserin yeniden ortaya çıkması (nüks etmesi) demektir. Akciğerlerde veya vücudun başka bir yerinde ortaya çıkabilir.

    Tedavisi Mümkün Olan Bir Hastalık…

    SAĞLIKLI BİR YAŞAM
    DİLEKLERİMİZLE…

    Geniş bilgi için iş veya cepten arayınız.

    İş: 0326 413 01 77
    GSM: 0532 631 86 79 – 0555 347 62 53 – 0542 215 54 72

    SAĞLIKLI BİR YAŞAM
    DİLEKLERİMİZLE…







Yorum Yaz


.