Kadınlar görünür olmalı

Pazar, Mart 18, 2012, 23:35
Genel kategorisi. Bu mesaja 0 yorum yapıldı.

FaceBookta Payla


Son romanı Canfeda’da Hz. Fatıma’yı anlatan yazar Sibel Eraslan: “Hz. Fatıma mükemmel bir şair, çok iyi bir halk hekimi, diplomatik bilgisi çok yüksek. Ama biz onu bu yönleriyle bilmiyoruz”

İslami camianın önemli kadın yazarlarından Sibel Eraslan, üç dinin önemli kadınları hakkında dört roman yazdı. Siret-i Meryem/ Cennet Kadınlarının Sultanı, Çöl/ Deniz: Hz. Hatice, Nil’in Melikesi Hz. Asiye‘den sonra geçtiğimiz günlerde Hz. Fatıma’yı anlattığı Canfeda‘yı yayımladı. Bütün kitapları Timaş Yayınları tarafından basılan Eraslan’la romanlarından hareketle dinlerdeki kadın olgusunu, Hz. Fatıma’nın İslam kültürü içindeki yerini ve günümüzde Fatımalara duyulan ihtiyacı konuştuk.
– Son kitaplarınızın tamamını dinlerin önemli kadınlarına ayırdınız. Bunun sebebi neydi?
– Benim kadın tarihi üzerine bir idealim vardı. Bu kitapların tamamı, Doğu’daki kadın tarihi üzerine bir şey yapma çabası. Osmanlı sarayında kadın sultanlar hakkında da bir çalışmam var. Bunlar rastlantısal değil. Çünkü tarihin içerisinde, dünya tarihi, ülkeler tarihi, dinler tarihi, siyasi tarih hep erkek kahramanlar üzerinden güce dayalı olarak tarif edilmiş. Mesela padişahlar var, krallar var, şövalyeler var, yeniçeriler var, samuraylar var. Ama savaştan veya barış anlaşmalarından, sömürgeleştirmeye dair o müzakerelerden ibaret değil tarih. Bakıldığında kadınlar da var, çocuklar da, güçsüzler de, çevre de, hayvanlar da, ağaçlar da var. Tarihin veya akademinin dili didaktik, biyografik. Ve bu dil bize hayat hakkında çok bilgi vermiyor. Tam tersine, hayatı sosyolojiden ibaret kılıyor veya ölçülebilir, matematiksel bir şey gibi sunuyor.
– Yani bu kahramanları insan yönleriyle de anlatmak istediniz…
– Evet, çok doğru. Kutsalın, edebiyat aracılığıyla güncel olana daveti diyebiliriz. ‘Yüzün ziyareti,’ diyorum ben, yani onların yüzünü ziyaret etmek. Çünkü bizim zihnimizde yüzleri yok onların. Kronoloji içerisinde o flu simaları, hikayeler aracılığıyla tekrar görünebilir bir yüz, hissedilebilir bir ses haline getirebilmek istedim.
– Buna neden ihtiyaç duydunuz?
– Korkak biriyim, belki bununla ilgisi var. İnsan sesi duymak benim için çok önemli. İnsanların nefesinin içinde olmak, insanlara yakın olmak, insana dair o sesi işitmek.
– Bu kadınları dogmalardan kurtarmak gibi bir niyetiniz de var mı?
– Bu çok büyük bir iddia ve bunu daha çok ilahiyatçıların yaptığı düşünülür. Sadece kutsala dair uzmanlar bunu yapabilir diye düşünülüyor. Bu önyargıyı aşabilmek zaten çok zor. Ama kadının bir şekilde edebiyatın öznesi olması gerekiyor. Tıpkı tarihin, dinin, siyasetin öznesi olması gerektiği gibi.
– Daha çok bir renk olarak anlatılır…
– Evet, bir motif, bir desen gibi. Halbuki motif olmak şöyle dursun, Hz. Meryem olmasaydı, Hz. İsa olmazdı mesela. Onun varlığı, tamamen onun taşıyıcılığıyla ilintilidir. Hz. Hatice, Hazreti Muhammed’e en büyük desteği vermiştir. Hz. Fatıma onu geleceğe taşıyan evlattır. Mesela Fatıma aynı zamanda mükemmel bir şair, döneminin en iyi halk hekimlerinden biri. Diplomatik bilgisi, fıkıh bilgisi çok yüksek, zeki bir kadındı. Ama biz onu bu kimlikleriyle hiç bilmiyoruz.
– Bir yandan da tehlikeli bir alan.
– Tehlikeli tabii. Hürmete mugayir bir iş yapabilirsiniz. Çünkü aynı zamanda bu kadınlar azize kimliğine sahip. Onlar hakkında sıradan cümleler kurmamanızı bekliyor insanlar. Bütün bunlar tabii yazar üzerinde çok ciddi baskı oluşturuyor.
– Bir yol açtığınızı düşünüyor musunuz?
– Tabii ki. Benden sonra gelecekler için ciddi bir alan açılmasıdır bu çalışmalar. Bunu şimdiye kadar hep erkekler denedi.

HZ. FATIMA’NIN DİLİ, MUHALEFETİN DİLİ
– Güncele dönersek, kadınlar için Hz. Fatıma ne ifade etmeli?
– Fatıma, bir yeryüzü kızı ve onu ifade eden en önemli şey ‘cesaret’tir. Babasına şahitlik yaparken de, eşiyle birlikteyken de, devlet yönetimi ve hukuki müeyyidelere itiraz edebilmiş bir kadın Fatıma. Yani muhalefetin dilidir, Fatıma’nın dili. Dayanışmanın giderek daha önemli olacağı günlere de gidiyoruz. Evet, küresel bir kapitalizm var, ama öte yandan başka tür bir küresel dayanışma da var. Bunların örneklerini bu idealist kadınlarda bulabiliyoruz.
– İslamiyet’te kadının rolü yıllar içinde azalsa da, Hz. Fatıma aynı zamanda kadın bilinci önde bir kadın…
– Evet, çok anaç bir kadın. Halk ona ‘babasının annesi’ ismini veriyor o derece güçlü. Ben onların rollerini çok klasik baba-kız rolleri olarak görmüyorum, aynı zamanda iki rol arkadaşı onlar. Haklısınız dinler imparatorluğa dönüştükçe kadınların görünürlüğünün daha azaldığını, hayatın görünmeyen kısımlara itildiğini görüyoruz. Yani güç kazanıldıkça, siyasi nema dağılımları yerleşiklik kazandıkça, bu kadının aleyhine evrilen bir sürece dönüşmüş. Günümüzde ciddi bir çaba var tekrar, bu anaç sesi hayatın içine taşımak için.
– Sanıyorum siz bu anlamda Hz. Fatıma’yı Türkiye’de ilk yazan Sünni yazarsınız, değil mi?
– Dünyada var tabii, Türkiye’de de Yaşar Nuri Öztürk’ün doktora tezidir ama tabii bilimsel çalışmalar onlar. Ülkemizde çok ciddi roman, hikaye üzerinden bir birikim yok maalesef
. – Kitapta dört halife devrinin başlangıcına da giriş yapıyorsunuz. Ne yazık ki 1500 yıl sonra olsa da, günümüzü etkileyen bir iktidar mücadelesi değil mi?
– Evet, Hz. Peygamber’in vefatının akabinde bazı farklı görüşler oluşmuş. Daha fazla bu devam ederek, eklenerek iyice farklı mihraklara dönüşüyor. Kitapla ilgili çalışmaya başladığımda, Suriye’deki bu son hal de yoktu. Tam da dizayn edilmek istenen Şii-Sünni çatışmasına denk geldi kitap.

SABAH













Yorum Yaz


.