|
cemre


Kayıt: 05 Mar 2008 Mesajlar: 2037 Şehir: Ankara
Cinsiyet: 
Durumu : Offline
|
Tarih: Sal Nis 08, 2008 10:43 pm Mesaj konusu: Bir şair dünyayı nasıl unutur? |
|
|
|
|
Can Bahadır Yüce, yeni şiirleriyle dünyaya kayıp çocuk hatıralarından, evlerin sessizliğinden, gecelerin küskünlüğünden hüzünlü bir bakış yolluyor.
Şöyle diyorlar onun için: Genç bir şair. Genç bir şair mi, 1981 doğumlu olduğu için Can Bahadır Yüce? Onu “Yaslı Mızıka”, “Uzakta Beyaz” adlı şiir kitaplarından, Hilmi Yavuz’la yaptığı nehir söyleşiden oluşan “Şiirim Gibi Yaşadım” adlı kitaptan ve Zaman gazetesinin kitap eki “Kitap Zamanı”nın editörü olarak tanıyınca, pek genç gibi durmuyor aslında.
Üçüncü şiir kitabı “Unuttum Dünya” ile uzun sayılabilecek bir aradan sonra şiir serüvenini kaldığı yerden sürdürdüğünü görüyoruz. İlk kitabında dizenin öne çıktığını ve şairane bir üslupla şiirlerini kurduğunu görürken, ikinci kitabı “Uzakta Beyaz”la daha bütünlüklü ve oturmuş üslubuyla genç şairlikten kolayca sıyrılıp, şiirden ne isteyebileceğini ve ona ne verebileceğini bilen bir şair olarak karşımıza çıkmıştı.
“Unuttum Dünya” ile ise, artık bütünlüğü sadece şiirlerde değil, kitapta da aradığını, şiirleri birbiriyle ilişkili olarak kurduğunu ve söyleyeceği sözü, sabırla dizeler ve şiirler arasında bölüştürerek kendi şiir evrenini genişlettiğini görüyoruz. Şair, bu kitaptaki şiirlerle dünyaya kayıp çocuk hatıralarından, evlerin sessizliğinden, gecelerin küskünlüğünden hüzünlü bir bakış yolluyor.
Geçmişin gölgesi
Aslında geçmişin hüzünlendirici gölgesi, şairlerin çoğu için bir ilham kaynağıdır. Önemli olan, geçmişin gölgeleri arasında yolunu bulabilmek ve o gölgeleri, birer imgeye dönüştürerek şiirin sonsuz evrenine bağışlayabilmek. Bunu yaparken de, hüznün size eşlik etmesi kaçınılmaz.
Can Bahadır Yüce’nin, ustası olarak bellediği Hilmi Yavuz’dan çokça etkilendiği ve bu etkilenmenin şair için bazı olumsuzluklar taşıdığı söylenir genellikle. Ama Yüce’nin, Hilmi Yavuz’dan etkilendiği kadar, Asaf Halet’ten, Attilâ İlhan’dan, Dağlarca gibi daha pek çok şairden de etkilendiğini, bu etkilenmelerin geleneksel şiirden sonuna kadar beslenip modern şiir içerisinde yeni olanaklar yaratma arayışı içinde şekillendiğini söylemek daha doğru geliyor bana.
“Unuttum Dünya”, yedi bölümden oluşan bir kitap. İlk beş bölüm, kitabın ana iskeletini oluşturuyor. “Dört Çocuk”, “Dört Ev”, “Dört Yalnızlık” “Dört Veda” ve “Dört Kalb” bölümleri, dörder şiirden dünyaya bakıyor. Beşinci bölüm “Kitaplardan” ise, şairin etkilendiği kitaplardan yola çıkarak sorduğu sorular ve o kitapların onda yarattığı imgelerle birlikte akıyor.
Ve son bölüm “Minörler”... Kitap, “Fa Majör” adlı şiirle başlayıp minör şiirlerle bitmiş oluyor. Şiirlerin melodik yapısı da bu etkiyi uyandıracak nitelikte.
Unutmanın melodisi
“Unuttum Dünya”nın, Şemî ve Wordsworth’ten alıntılarla başlaması da ilginç. Aslında bu iki alıntı bile, onun şiirden beslendiği kaynakları ve durduğu yeri göstermesi açısından anlamlı. Doğu ve Batı’dan, geleneksel ve modern şiirin kaynaklarından beslenen, şiiri dille kurulan bir evren olarak gördüğünü hissettiren bir şair Can Bahadır Yüce.
Bir şair, dünyayı nasıl unutur? Şöyle diyor ya şair: “suların, çocukların... elinden tuttum / ne varsa silinmiş sepya / kalanlar çoktan unuttum / uçur kuşlarını dünya”.
Unutmak, ama neden? Acaba unutmanın kendisi, şairin hatırladıklarında mı gizlidir? ‘Unutmayı öğrenen’ şair, susarak giden, sone’lerde kalan o solgun resme mi benzetiyor kendisini? Kalbini kâğıtlardan çekince, geriye ne kalır bir şairden?
İşte böyle sorular uyanıyor insanın zihninde, dünyayı unuturken nelerin hatırlanabileceğini görerek. “Sözcüklerin içinden yol aç”maya çalışıyoruz biz de, kulağımızda unutmanın melodisi... Belki de unutulan başka bir şeydir? |
|