Hürrem kıskançlıktan bir şişe kolonya içmiş!

Salı, Haziran 17, 2014, 23:59
Genel kategorisi. Bu mesaja 0 yorum yapıldı.

FaceBookta Payla

“Osmanlı İmparatorluğu’nun ihtişamı mücevherlerinde gizlidir” diyor ‘İstanbul Yıldızı’nın yazarı Gül İrepoğlu. Bu kitapta, saklı cevherlerin pırıltısıyla aydınlanan Osmanlı’nın hikâyesi anlatılıyor.

Hürriyet’ten Ayla Günerhan’ın röportajı..

Kitabınızı ‘geçici sahipliği değer bilerek üstlenenlere’ ithaf ettiniz, niçin?

Kitap, Kanuni’den Sultan Abdülhamid’e uzanıyor. Yazdıkça ve araştırdıkça tarihte değişmeyen tek şeyin ‘insanın hırsı’ olduğunu gördüm. Aşk ve şehvet üzerinden ilerlese de kitabın esas öğesi hırs. Mücevherdeki uçucu hakkını fark etmeyen insanoğlunun girdiği halleri anlatıyorum.

Anlattıklarınızın ne kadarı kurgu?

Tarihin gerçek akışına biat ettim. Mesleki formasyonumdan sıyrılamam. Gerçeklere dayanmak ve bilgi vermek benim işim. 20 yıldır mücevherlerin tarihi üzerine çalışıyorum. Son 10 yıldır en önemli kimliğim romancılığımdı fakat akademisyenliğimi bir köşeye atmadım. Mücevher araştırmalarım esnasında öğrendiklerim yolumu çizdi, hayallerim onlarla kısıtlı kalmadı ve romanım ortaya çıktı.

Göz alıcı ama uğursuz

Gerçek tarihle örtüşen kısımları neler?

‘İstanbul Yıldızı’ diye bir elmas yok. Kitapta elmastan cep saati yapılıyor ve elden ele dolaşıyor. Saat herkese ölüm getiriyor. Elmas benim kurgum fakat Osmanlı tarihinde mücevherle bezeli uğursuz bir saat gerçekten var. Kitapta geçen paşaların öldürülüşü ve saatin cellatlar aracılığıyla el değiştirmesi gerçek tarih. Saray erkânından Gazanfer Ağa, Tırnakçı Hasan Paşa, Kasım Paşa, Kaptan-ı Derviş Paşa, Civan Bey… Hepsi saate sahip olduktan sonra öldürüldü. Kitabı yazmaya da beni bu itti.

Saatin cellatlar aracılığıyla el değiştirmesi nasıl gerçekleşmiş?

Osmanlı âdetinde cellat, öldürdüğünün üzerinde ne var ne yoksa alırdı. Kıymetli eşyalar daha sonra cellat mezadında görücüye çıkartılarak satılırdı. Saate göz koyan paşalar onu cellat mezatında satın aldı; ta ki kendisi öldürülene kadar taktı. Bu döngüden dolayı tarihte bu saatin göz alıcı olduğu kadar uğursuz olduğu da yazılmıştır.

Ya elmasın yolculuğu esnasında bahsettiğiniz Kösem’in küpesi, Kanuni’nin miğferi ve Abdülhamid’in broşu, onlar ne kadar gerçek?

Kitabın sürekliliğinde hepsinin ortak mücevheri İstanbul Yıldızı, bu benim kurgum. Fakat bahsi geçen takılar gerçek. Mısır’dan alınan vergi padişahın cep harçlığını oluştururdu. Sultan Ahmet’in, Kösem Sultan’a bir yıllık Mısır hazinesi ederinde küpe hediye ettiği ve Kösem Sultan öldükten sonra bu meşhur küpenin sırra kadem bastığı kayıtlarda geçer. ‘Avrupa Fatihi’ imajı için Kanuni Sultan Süleyman gerçekten de Venedikli kuyumculara eşsiz güzellikte bir miğfer yaptırmıştır. Miğferi yaptırtan İbrahim Paşa’yı öldürttükten sonra, Kanuni 4 taçtan oluşan miğferi parçalara ayırttırmıştır. Abdülhamid zamanına gelince, kitapta anlattığım müzayedeyle mücevherlerinin satılması da tarihimizle örtüşür. Borçlar yüzünden 1911’de, Abdülhamid’in kişisel mücevherleri Paris’te satışa çıkarıldı. Broşta bunlar arasındaydı. Bu mücevherlerin akıbetini bilmiyoruz, bugün halen kayıplar.

Hürrem kolonyayı içerse!

Elmasın akıbetini kovalarken, kitapta Osmanlı’ya dair bilmediğiniz ayrıntıları öğreniyorsunuz. Romanın kurgu ve gerçek arasındaki ikilemi bir yana, asıl bu ayrıntıları aktarmak için kitabı yazmış gibisiniz?

Doğru. Osmanlı tarihinde karşılaştığım ayrıntılar bana ilham verdi. Kitabı bir senede yazdıysam, tarihin ayrıntısını 20 senedir zihnimde topladım. Harem hakkında bildiklerimiz sınırlı. Çoğu Osmanlı padişahında şairlik vardır, mesela Kanuni’nin şiirleri harika. Şiirler ve mektuplaşmalar hareme dair yol gösterir. Kitapta bahsi geçen şiir ve mektuplar da gerçektir. Hürrem’in sarhoş olduğunu söylediği mektuba çok gülerim. Avrupa Seferi’ne çıkan Kanuni, Gülfem’e kolonya gönderir. Kıskançlıktan deliye dönen Hürrem bütün kolonyayı içer ve kafayı bulur. Ne olduğunu bilmez, hatta kolonyayı ‘yedim’ der. Kitabı yazarken en çok Gülfem’e yakınlık hissettim.

Kaşıkçı elmasının hikâyesi nedir?

İstanbul Eğrikapı semtinde mezbelelikte yuvarlak bir taş bulunmuş. Bir yaymacı taşı, kaşıkçıyla üç kaşık karşılığında değiştirmiş. Ardından bir kuyumcu bunu kaşıkçıdan satın almış. Elmas olduğu ortaya çıkınca, kuyumcular taşı paylaşamamışlar. Taşı, kuyumcubaşı almış. Eşi benzeri bulunmayan 84 karatlık bir elmas olduğu ortaya çıkmış. Hatt-ı hümâyunla padişahın hazinesine girmiş. Karşılığında kuyumcu başına kapıcıbaşılık ihsan olmuştur. Kaşık karşılığında el değiştirdiği ve kaşığa benzediğinden elmas bu isimle anılır. Madras Mihracesi’ne ait olduğuna dair kanıtlanamayan söylentilerse büyüsünü arttırır.

Hürrem’in Kanuni’ye yazdığı mektup

“Benim devletimin güneşi, saadetimin parlak yıldızı sultanım, can ü gönülden sevgili şahım, can dostum, gözümün nuru, canımın parçası! Gülfem cariyenize bir kutu kolonya ile 60 tane flori göndermişsiniz, gözlerim karardı, tez o kolonyayı yedim, gel gör ki halim ne oldu! Hanemizde konuk da vardı, ne söylediğimi bilemedim, uzun gün uyukladım, kimi burnuma fiske vurur, kimi maskara olur… Siz beni maskara ettiniz, inşallah buluştuğumuzda söyleşiriz.”

KAYNAK : F5HABER













Yorum Yaz


.