<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Kadın Magazin &#124; Kadın Sitesi</title>
	<atom:link href="http://www.kadinmagazin.net/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kadinmagazin.net</link>
	<description></description>
	<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 19:58:30 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.1</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>100 kalori böyle bir şey!</title>
		<link>http://www.kadinmagazin.net/100-kalori-boyle-bir-sey.html</link>
		<comments>http://www.kadinmagazin.net/100-kalori-boyle-bir-sey.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 19:58:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kadinmagazin.net</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Diyet]]></category>

		<category><![CDATA[100 kalori]]></category>

		<category><![CDATA[açlık]]></category>

		<category><![CDATA[ana öğün]]></category>

		<category><![CDATA[atıştırma]]></category>

		<category><![CDATA[badem]]></category>

		<category><![CDATA[brokoli]]></category>

		<category><![CDATA[çikolata]]></category>

		<category><![CDATA[Çok tahıllı ekmek]]></category>

		<category><![CDATA[elma]]></category>

		<category><![CDATA[fındık]]></category>

		<category><![CDATA[Jelibon]]></category>

		<category><![CDATA[kayısı]]></category>

		<category><![CDATA[kıvırcık]]></category>

		<category><![CDATA[Kraker]]></category>

		<category><![CDATA[light yoğurt]]></category>

		<category><![CDATA[porsiyon]]></category>

		<category><![CDATA[Simit]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinmagazin.net/?p=17686</guid>
		<description><![CDATA[
100 kalorilik hafif bir atıştırmayla açlığınızı bastırıp ana öğüne kadar oyalanabilirsiniz.
Peki ama neye benziyor bu 100 kalori? Kimi besinlerin minik bir parçası, kimilerininse koca bir porsiyonu 100 kalori yapıyor. Seçim yapmak size düşüyor!
Brokoli
Haşlanmış yada çiğ
300 gram
Jelibon
13 adet
Simit
Çeyreğinden biraz fazla
Light Peynirli Kraker
12 adet
Kayısı
4 adet
Çok tahıllı ekmek
1,5 dilim
Çikolata kaplı fındık
9 adet
Badem
10 tane
Elma
1 adet orta büyüklükte
Light Yoğurt
1 Kase
Kıvırcık
625 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="http://w9.gazetevatan.com/newpics/news/060320101349401843475_2.jpg" alt="060320101349401843475 2 100 kalori böyle bir şey! " width="193" height="102" title="100 kalori böyle bir şey! " /></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial;">100 kalorilik hafif bir atıştırmayla açlığınızı bastırıp ana öğüne kadar oyalanabilirsiniz.</span></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial,Verdana,Helvetica,sans-serif; font-size: x-small;">Peki ama neye benziyor bu 100 kalori? Kimi besinlerin minik bir parçası, kimilerininse koca bir porsiyonu 100 kalori yapıyor. Seçim yapmak size düşüyor!</p>
<p>Brokoli<br />
Haşlanmış yada çiğ<br />
300 gram</p>
<p>Jelibon<br />
13 adet</p>
<p>Simit<br />
Çeyreğinden biraz fazla</p>
<p>Light Peynirli Kraker<br />
12 adet</p>
<p>Kayısı<br />
4 adet</p>
<p>Çok tahıllı ekmek<br />
1,5 dilim</p>
<p>Çikolata kaplı fındık<br />
9 adet</p>
<p>Badem<br />
10 tane</p>
<p>Elma<br />
1 adet orta büyüklükte</p>
<p>Light Yoğurt<br />
1 Kase</p>
<p>Kıvırcık<br />
625 gr orta büyüklükte</p>
<p>Mısır patlaklı çikolata<br />
Yarısından biraz fazla</p>
<p>Fındıklı çikolata<br />
1,5 adetten biraz fazla </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinmagazin.net/100-kalori-boyle-bir-sey.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ömre ömür katan meyve</title>
		<link>http://www.kadinmagazin.net/omre-omur-katan-meyve.html</link>
		<comments>http://www.kadinmagazin.net/omre-omur-katan-meyve.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 19:54:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kadinmagazin.net</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>

		<category><![CDATA[baş ağrısı]]></category>

		<category><![CDATA[böbrek]]></category>

		<category><![CDATA[Goji]]></category>

		<category><![CDATA[goji berry]]></category>

		<category><![CDATA[güzellik kremi]]></category>

		<category><![CDATA[karaciğer]]></category>

		<category><![CDATA[kuru üzüm]]></category>

		<category><![CDATA[mucize bitki  Goji]]></category>

		<category><![CDATA[Mutluluk meyvası]]></category>

		<category><![CDATA[Ömre ömür katan meyve]]></category>

		<category><![CDATA[Tibet]]></category>

		<category><![CDATA[uyku]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinmagazin.net/?p=17684</guid>
		<description><![CDATA[
Baş ağrısını yok eder, iyi bir uyku çektirir 
Goji küçük yumuşak meyveleri olan 1,700 yıl boyunca Tibet&#8217;te üretilen çalı formunda bir bitkidir. Tibetliler yüzlerce yıl gojiden yaptıkları ilacı, böbrek ve karaciğer tedavisinde kullandılar.
Mutluluk meyvası denilen Goji, inanılmaz şekilde sulu ve tatlıdır. Tadı biraz yabanmersinini biraz da kirazı andırır.
Her parçasında ayrı bir şifa vardır. Parlak meyvası [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="http://w9.gazetevatan.com/newpics/news/090320100902020618642.jpg" alt="090320100902020618642 Ömre ömür katan meyve" width="193" height="102" title="Ömre ömür katan meyve" /></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial;">Baş ağrısını yok eder, iyi bir uyku çektirir </span></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial,Verdana,Helvetica,sans-serif; font-size: x-small;">Goji küçük yumuşak meyveleri olan 1,700 yıl boyunca Tibet&#8217;te üretilen çalı formunda bir bitkidir. Tibetliler yüzlerce yıl gojiden yaptıkları ilacı, böbrek ve karaciğer tedavisinde kullandılar.<br />
Mutluluk meyvası denilen Goji, inanılmaz şekilde sulu ve tatlıdır. Tadı biraz yabanmersinini biraz da kirazı andırır.</p>
<p>Her parçasında ayrı bir şifa vardır. Parlak meyvası yenilir. Yapraklarından, şifa kaynağı bir çay elde edilir. Yaprakları ve sapları aynı zamanda yağ kaynağıdır&#8230; Posasından ise güzellik kremi yapılır.</p>
<p>Kurutulan Goji, kuru üzüm gibi tüketilebilir.</p>
<p><strong>CİNSEL GÜCÜN KAYNAĞI</strong></p>
<p>Bu küçük mucize bitki kolesterolu ve kan basıncını düşürür ve kanı temizler. Sadece bunlar da değil&#8230; Tibetliler ona cinsel gücü artırması nedeniyle &#8220;Mutluluk meyvası&#8221; diyor ve faydaları sıralandığında da bu ünvanı hak ediyor&#8230;</p>
<p><strong>BALKONUNUZDA BİLE YETİŞTİREBİLİRSİNİZ</strong></p>
<p>Türkiye&#8217;de üretimine yeni yeni başlanan Goji, iklimsel olarak da ülkemize uygun&#8230;</p>
<p><strong>YETİŞTİRİLMESİ</strong></p>
<p>Goji berry &#8220;-27&#8243; derece sogukluğa ve &#8220;+42&#8243; derece ve dahada sıcakları tolere edebilir.</p>
<p>Açık ve Kapalı mekanlarda meyve verir. 2 yıl içinde %80 verimlilikle meyve alınır.</p>
<p><strong>ÖMRE ÖMÜR KATAR</strong></p>
<p>Goji “Uzun Ömür Meyvesi” olarak bilinir. İçerisinde ana molekül olan polisakkaritler ve güçlü antioksidanlar sayesinde serbest radikallerin uğratacağı zararlara ve erken yaşlanmaya karşı vücudunuzu korur.</p>
<p>Goji hipofiz bezinden salgılanan insan büyüme hormonu (hCG, gençlik hormonu) salınımını arttırır. hCG’nin olumlu etkileri pek çoktur: vücut yağ oranını azaltır, uyku düzensizliklerini engeller, hafızayı güçlendirir, iyileşme hızını arttırır, vücuda daha genç, diri bir görünüm kazandırır.</p>
<p><strong>CİNSEL GÜCÜN KAYNAĞI</strong></p>
<p>Goji Asya tıbbında yer alan başlıca cinsel güç arttırıcı bitkidir. Efsanevi olarak cinsel arzuyu tetiklediğine inanılır. Eski bir Çin atasözü evinden ve karısından uzaklara gitmek zorunda olan erkekler için “Kim ki evinden yüz kilometre uzağa gidecekse Goji yememelidir!” der.</p>
<p>Modern bilimsel çalışmalar ise Goji’nin kandaki testosteron seviyesini belirgin bir şekilde arttırarak her iki cinste de cinsel gücü arttırdığını göstermektedir.</p>
<p><strong>GÖZLER İÇİN BİREBİRDİR</strong></p>
<p>Çin’de tarih öncesi zamanlardan beri Goji meyveleri bazı görme problemlerinin giderilmesinde oldukça popülerdir. Modern Çin bilim adamları Goji’nin karanlığa uyum süresini belirgin olarak kısalttığını bulmuşlardır. Ayrıca az ışıklı ortamlarda da görüş kalitesinin arttırır.</p>
<p>Goji alan hastalarda görüş alanındaki siyah noktalarda belirgin azalma saptanmıştır. Goji içerisinde yer alan güçlü antioksidan karotenoidler sayesinde makula dejenerasyonu ve katarakt engellenebilir</p>
<p><strong>BAŞ AĞRISINI YOK EDER, İYİ BİR UYKU ÇEKTİRİR</strong></p>
<p>Geleneksel Çin tıbbında baş ağrısı ve sersemlik hissinin böbrek Yin (yaşam özü) ve Yang (fonksiyon) yetersizliğineden kaynaklandığına inanılır. Goji Yin/Yang dengesinin ayarlanmasında en çok kullanılan bitkidir.</p>
<p>Goji tüm Asya’da uzun süredir insomnia (uykusuzluk) doğal tedavisinde kullanılmaktadır. Yaşça büyük insanlar üzerinde yapılan bazı tıbbi araştırmalarda, Goji alan tüm hastalarda uyku kalitesinde iyileşme bildirilmiştir.</p>
<p><strong>KOLESTROLÜ DÜŞÜRÜR, KAN SEVİYESİNİ DENGELER</strong></p>
<p>Goji, kolesterol seviyelerini düşüren beta-sitosterol maddesi içerir. Ayrıca antioksidanları sayesinde kolesterolün oksidasyonunu ve damar duvarında plak oluşturmasını engeller. Goji içerisindeki flavonoidler ise atar damarlarınızın açık kalmasını ve elastikiyetinin korunmasını sağlar.</p>
<p>Uzun yıllardır Çin’de erişkin tip diyabet tedavisinde kullanılan Goji’nin polisakkaritleri sayesinde kan şekerini ve insülin cevabını düzenlediği görülmüştür. İçeriğinde yer alan betain maddesinin de özellikle diabet hastalarında sıkça görülen karaciğer yağlanması ve damar rahatsızlıklarını önlediği bilinmektedir.</p>
<p><strong>EN DEĞERLİ ŞEYİ; DNA&#8217;NIZI KORUR</strong></p>
<p>DNA vücudumuzdaki en önemli yapıdır. Atalarımızdan miras kalan tüm özelliklerimizin bulunduğu şablonumuz olmasının yanı sıra vücudumuzdaki on tirilyon kadar hücrenin yenilenmesi gerektiğinde, sağlıklı ve aslına uygun kopyasının üretilmesini sağlar.</p>
<p>Kimyasallar, kirlilik ve serbest radikallere maruz kalan DNA hasarlanır ve kırılabilir ve sonuç olarak genetik (kalıtsal) mutasyonlara, kansere ve hatta ölüme sebebiyet verebilir. Goji’deki betain ve ana molekül olan polisakkaritler hasarlı DNA’nın tamiri ve restorasyonunu gerçekleştirir.</p>
<p><strong>TÜMÖRÜ DURDURUR, KEMOTERAPİ ETKİSİNİ YOK EDER</strong></p>
<p>Bir hücresel protein olan Interlökin-2 (IL-2) bir çok kanser türünde oluşan anti-tümör cevapların oluşmasını sağlar. Çin kaynaklı araştırmalar Goji polisakkaritlerinin IL_2 üretimini arttırdığını göstermiştir. ABD’de IL-2, 1983 yılından beri bazı kanser ve AIDS hastalığının tedavisinde bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi amacıyla kullanılmaktadır. Goji ayrıca, tümör hücresinin ölümüne neden olan apopitoz olayını hızlandırır.</p>
<p>Bir çalışmada, Akciğer kanser tedavisi sırasında uygulanan radyasyon etkisinin Goji alımıyla arttığı böylece uygulanan radyasyon dozunun azaltılabileceği gösterilmiştir. Bir başka çalışma Goji’nin radyoterapi ve kemoterapiye bağlı istenmeyen yan etkileri azalttığı gösterilmiştir.</p>
<p><strong>KARACİĞERİ KORUR</strong></p>
<p>Goji çok bilinen bir karaciğer hücre koruyucusu olan serebrozid içeriği sayesinde, yüksek toksik etkisi olan klorlanmış hidrokarbonlara karşı dahil koruma sağlar.</p>
<p><strong>SABAH BULANTILARINI ÖNLER</strong></p>
<p>Çinde sıcak Goji çayı özellikle gebeliğin ilk üç ayındaki kadınlarda sabah sıkıntılarının önlenmesinde kullanılmaktadır. Bu çayın içilmesi hızlı ve etkili bir çözümdür. 60 gram kaliteli goji suyunun üzerine sıcak su eklenmesiyle de hazırlanabilir.</p>
<p><strong>DOĞURGANLIĞIN KAYNAĞIDIR</strong></p>
<p>Goji çok uzun zamandır Asya’da kadın ve erkek infertilite (kısırlık) tedavisinde kullanılmaktadır. Kadınlarda benzersiz bir şekilde Ying düzenlemesi (doğurganlık özü) gerçekleştirdiğine inanılır.</p>
<p>Erkeklerde ise, goji polisakkaritlerinin sperm hücrelerinin ömrünü uzattığı ve testisteki hücrelerin strese bağlı azalmalarını ve ölümlerini engellediği gösterilmiştir.</p>
<p><strong>İYİ BİR HAFIZA İÇİN MUCİZE ETKİLERİ VAR</strong></p>
<p>Goji Asya’da bilinen bir beyin güçlendiricidir. İçerdiği betain vücutta kolin maddesine çevrilerek beyindeki hafıza ve hatırlama fonksiyonlarında yer alır</p>
<p><strong>MUTLULUK VERİR</strong></p>
<p>Goji’nin sürekli olarak tüketiminin neşeli ve mutlu bir ruh hali sağlar. Bu nedenle Asya’da “mutluluk meyvesi” olarak da tanınır.</p>
<p><strong>KANSERE KARŞI DERMANI VAR</strong></p>
<p>Goji ile birlikte kanser ilacı kullanan hastalarda olumlu cevapların yalnızca ilaç kullanan hastalara oranla %250 oranında arttığı görülmüştür.</p>
<p>Malign melanom, böbrek karsinomu, kolorektal karsinom, nasofaringeal karsinom ve malign hidrotoraks gibi kanser hastalarının tedavilerinde inanılmaz derecede iyileşme sağlanmıştır. Goji ile tedavi gören hastaların remisyonu (iyilik hali) Goji almayan hastalardan belirgin olarak daha uzun olmaktadır.</p>
<p><strong>HASTALIKLARA KARŞI VÜCUT DİRENCİNİ ARTIRIR</strong></p>
<p>Serbest radikallerden olan süperoksit’in hastalıkların oluşumu ve ilerlemesinde önemli bir rol oynadığı gösterilmiştir. Süperoksit vücutta bulunan süperoksit dismutaz enzimi sayesinde etkisiz hale getirilir. Ancak bu enzim yaş ile birlikte azalmaya başlar.</p>
<p>Goji alımının süperoksit dismutaz enzim değerlerini %40 oranında arttırdığı ispatlanmıştır.</p>
<p><strong>KALBİ GÜÇLENDİRİR</strong></p>
<p>Goji bir sesquiterpene olan ve kalp ile kan basıncı ayarlamalarına yardımcı olan cyperone içerir. Anthocyanin maddesi ise kalp damarlarının dayanıklılığını arttırır.</p>
<p><strong>KİLO VERDİRİR</strong></p>
<p>Asya’da yapılan bir anti-obesite (aşırı şişmanlık) çalışmasında, hastalara sabah ve öğleden sonra Goji verilmiştir. Sonuçlar çoğu hastanın belirgin kilo vermesi şeklide olmuştur. Bir başka çalışma ise Goji içerisndeki polisakkaritlerin alınan gıdaları yağ şeklinde depolanması yerine enerjiye dönüştürdüğünü göstermektedir.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinmagazin.net/omre-omur-katan-meyve.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Şekerli içecekler hasta ediyor</title>
		<link>http://www.kadinmagazin.net/sekerli-icecekler-hasta-ediyor.html</link>
		<comments>http://www.kadinmagazin.net/sekerli-icecekler-hasta-ediyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 19:49:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kadinmagazin.net</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>

		<category><![CDATA[Amerikan Kalp Derneği]]></category>

		<category><![CDATA[hasta]]></category>

		<category><![CDATA[kalp hastası]]></category>

		<category><![CDATA[koroner kalp hastalığı]]></category>

		<category><![CDATA[meyve]]></category>

		<category><![CDATA[Şeker hastası]]></category>

		<category><![CDATA[Şekerli içecek]]></category>

		<category><![CDATA[soda]]></category>

		<category><![CDATA[sporcu içeceği]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinmagazin.net/?p=17682</guid>
		<description><![CDATA[
Her gün şekerli içecek içenlerin hasta olma riskinin daha fazla olduğu tespit edildi
Her gün şekerli içecek içenlerin şeker ya da kalp hastası olma riskinin daha fazla olduğu tespit edildi.
Amerikan Kalp Derneği&#8217;nin 50. Yıl Konferansı&#8217;nda sunulan çalışmada, bilim adamları, her gün şekerle tatlandırılmış soda, sporcu içeceği ve meyve suları içen Amerikalı sayısının arttığını ve tüketimdeki bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="http://w9.gazetevatan.com/newpics/news/090320101615323313800.jpg" alt="090320101615323313800 Şekerli içecekler hasta ediyor " width="193" height="102" title="Şekerli içecekler hasta ediyor " /></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial;">Her <a onmouseover="showAd('25109','101220' ,event);clearAdInterval();" onmouseout="hideAd();" name="aspx1" target="_blank"><span class="ADPopLink"><strong>gün</strong></span></a> şekerli içecek içenlerin hasta olma riskinin daha fazla olduğu tespit edildi</span></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial,Verdana,Helvetica,sans-serif; font-size: x-small;">Her gün şekerli içecek içenlerin şeker ya da kalp hastası olma riskinin daha fazla olduğu tespit edildi.</p>
<p>Amerikan Kalp Derneği&#8217;nin 50. Yıl Konferansı&#8217;nda sunulan çalışmada, bilim adamları, her gün şekerle tatlandırılmış soda, sporcu içeceği ve <a onmouseover="showAd('24844','102731' ,event);clearAdInterval();" onmouseout="hideAd();" name="aspx1" target="_blank"><span class="ADPopLink"><strong>meyve</strong></span></a> suları içen Amerikalı sayısının arttığını ve tüketimdeki bu artışın son 10 yılda daha fazla şeker ve kalp hastalığına yol açtığını buldular.</p>
<p>Koroner Kalp Hastalığı Kuralları Modeli&#8217;ni kullanan araştırmacılar, 1990 ve 2000 yılları arasındaki şekerle tatlandırılmış içeceklerin tüketimindeki artışın 130 bin yeni şeker hastalığı ile 14 bin yeni koroner kalp hastalığı vakası görülmesine katkı sağladığı açıklanıyor.</p>
<p>Araştırmacılar, şekerle tatlandırılmış soda, sporcu içecekleri ve meyve sularının her içişte 120-200 kalori içerdiğini söylediler.</p>
<p>Daha önce yapılan araştırmalarda ise, bu şekerli içeceklerin her gün tüketilmesinin aşırı kilo alınmasına yol açmasının yanında şeker hastalığı riskini de artırdığı tespit edilmişti.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinmagazin.net/sekerli-icecekler-hasta-ediyor.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Anne adayları dikkat!</title>
		<link>http://www.kadinmagazin.net/anne-adaylari-dikkat-5.html</link>
		<comments>http://www.kadinmagazin.net/anne-adaylari-dikkat-5.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 19:46:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kadinmagazin.net</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Annelik]]></category>

		<category><![CDATA[ABD]]></category>

		<category><![CDATA[anne adayları]]></category>

		<category><![CDATA[anne sağlığı]]></category>

		<category><![CDATA[beslenme]]></category>

		<category><![CDATA[bilim adamları]]></category>

		<category><![CDATA[diyabet]]></category>

		<category><![CDATA[Diyet]]></category>

		<category><![CDATA[hamilelik]]></category>

		<category><![CDATA[kız bebek]]></category>

		<category><![CDATA[Missouri Üniversitesi]]></category>

		<category><![CDATA[obezite]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinmagazin.net/?p=17680</guid>
		<description><![CDATA[
Hamilelikte iki kişilik yemek bebeğe zararlı
ABD’de yapılan bir araştırmaya göre, hamilelikleri sırasında çok fazla yiyen anne adayları çocuklarının cinsiyetini etkiliyor ve sağlığını tehlikeye atabiliyor. Missouri Üniversitesi’nde fareler üzerinde çalışmalar yürüten uzmanlar yüksek kalorili bir beslenme düzeninin bebekte koku almadan yeteneğinden böbreğin çalışmasına kadar birçok vücut faaliyeti üzerinde etkili 2 bin kadar geni olumsuz etkilediğini ortaya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="http://w9.gazetevatan.com/newpics/news/090320102053581401282.jpg" alt="090320102053581401282 Anne adayları dikkat! " width="193" height="102" title="Anne adayları dikkat! " /></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial;">Hamilelikte iki kişilik yemek bebeğe zararlı</span></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial,Verdana,Helvetica,sans-serif; font-size: x-small;">ABD’de yapılan bir araştırmaya göre, hamilelikleri sırasında çok fazla yiyen anne adayları çocuklarının cinsiyetini etkiliyor ve sağlığını tehlikeye atabiliyor. Missouri Üniversitesi’nde fareler üzerinde çalışmalar yürüten uzmanlar yüksek kalorili bir beslenme düzeninin bebekte koku almadan yeteneğinden böbreğin çalışmasına kadar birçok vücut faaliyeti üzerinde <a onmouseover="showAd('25109','101192' ,event);clearAdInterval();" onmouseout="hideAd();" name="aspx1" target="_blank"><span class="ADPopLink"><strong>etkili</strong></span></a> 2 bin kadar geni olumsuz etkilediğini ortaya koydu. Bilim adamlarına göre, kız bebekler erkeklere göre annenin diyetinin genetik etkilerine karşı daha savunmasız kalıyor. Bu kadınların çocuklarının gelecekte obezite ve diyabete yakalanma riski de daha yüksek oluyor. Yüksek kalorili gıdalardan oluşan ve düzenli bir kahvaltının yapıldığı bir yemek düzeni erkek sahibi olma şansını artırıyor. Daha az kalorili bir diyet ise kız bebek ihtimalini yükseltiyor.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinmagazin.net/anne-adaylari-dikkat-5.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Öksürüğü hafife almayın</title>
		<link>http://www.kadinmagazin.net/oksurugu-hafife-almayin-2.html</link>
		<comments>http://www.kadinmagazin.net/oksurugu-hafife-almayin-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 19:36:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kadinmagazin.net</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>

		<category><![CDATA[akciğer hastalıkları]]></category>

		<category><![CDATA[astım]]></category>

		<category><![CDATA[balgam]]></category>

		<category><![CDATA[Çocuk Hastalıkları]]></category>

		<category><![CDATA[Gazi Üniversitesi]]></category>

		<category><![CDATA[gribal enfeksiyon]]></category>

		<category><![CDATA[grip]]></category>

		<category><![CDATA[kreş]]></category>

		<category><![CDATA[nezle]]></category>

		<category><![CDATA[öksürük]]></category>

		<category><![CDATA[Prof. Dr.İpek Türktaş]]></category>

		<category><![CDATA[sinüzit]]></category>

		<category><![CDATA[soğuk algınlığı]]></category>

		<category><![CDATA[üşütme]]></category>

		<category><![CDATA[virüs]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinmagazin.net/?p=17678</guid>
		<description><![CDATA[
Nezle, grip ya da soğuk algınlığı sonrasında 7-10 gün içinde geçmeyen, balgamlı, kriz tarzında peş peşe gelen, kimi zaman kusmaya neden öksürüğün astım ya da akciğer hastalıkları gibi alt solunum yolu hastalıklarından kaynaklanabileceği belirtildi.
Uzmanlar, bu gibi durumlarda vakit kaybetmeden konunun uzmanına başvurulması ve öksürük kaynağının belirlenmesi gerektiği uyarısında bulundu.
Gazi Üniversitesi (GÜ) Tıp  Fakültesi Hastanesi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="http://www.cumhuriyet.com.tr/medya.php?mn=44232" alt=" Öksürüğü hafife almayın " width="460" height="345" title="Öksürüğü hafife almayın " /></p>
<p>Nezle, grip ya da soğuk algınlığı sonrasında 7-10 gün içinde geçmeyen, balgamlı, kriz tarzında peş peşe gelen, kimi zaman kusmaya neden öksürüğün astım ya da akciğer hastalıkları gibi alt solunum yolu hastalıklarından kaynaklanabileceği belirtildi.</p>
<p>Uzmanlar, bu gibi durumlarda vakit kaybetmeden konunun uzmanına başvurulması ve öksürük kaynağının belirlenmesi gerektiği uyarısında bulundu.</p>
<p>Gazi Üniversitesi (GÜ) Tıp  Fakültesi Hastanesi Çocuk Hastalıkları ve Alerji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.  Dr. <strong>İpek Türktaş,</strong> yaptığı açıklamada, öksürüğün üst solunum yolu hastalıklarının dışında ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen akciğer hastalıklarının belirtisi olabileceğini söyledi.</p>
<p>Öksürüğün, yaşamın her döneminde bazı hastalıkların tanımlanması açısından önemli olduğunu vurgulayan Türktaş, 7 yaşından küçük çocuklarda öksürük şikayetinin çok sık görüldüğünü belirtti. Türktaş, bu yaşlardaki çocuklarda öksürüğün genellikle nezle, grip ve soğuk algınlığı ile kendini gösteren üst solunum yolu enfeksiyonlarına bağlı ortaya çıktığını anlattı.</p>
<p>Bu hastalıkların, doğumdan itibaren görülebildiğini, özellikle kreş döneminde artış gösterdiğini dile getiren Türktaş, üst solunum yolu hastalıklarının hiçbir şekilde üşütme, cereyanda kalma, terin sırtta kuruması gibi gerekçelerle ortaya çıkmadığını, virüs kaynaklı olduğunu ve bunun da insandan insana bulaşma şeklinde yayıldığını bildirdi.</p>
<p>Türktaş, küçük çocukların yılda 7-8 kez bu tür enfeksiyon  hastalıklarına yakalanmalarının doğal olduğuna işaret ederek,<strong> &#8221;Eylül&#8217;den Mayıs ayına kadar ortalama ayda bir kere, bazen ayda iki kez nezle, soğuk algınlığı ya da grip geçirilmesi çok normaldir&#8221; </strong>dedi. Buna karşın, çocuğun enfeksiyonu hangi  şiddette ve ne sürede geçirdiğinin önemli olduğuna işaret eden Türktaş,<strong> &#8221;Enfeksiyonla birlikte ortaya çıktığı düşünülen öksürük, çok hafif şiddette  olmalı ve en geç 1 hafta içinde bitmeli&#8221; </strong>uyarısında  bulundu.</p>
<p><strong>&#8221;Öksürüğün kaynağı belirlenmeli&#8221; </strong></p>
<p>Öksürüğün kaynağına  dikkat edilmesi ve bunun saptanması gerektiğini dile getiren Türktaş, şunları  kaydetti:</p>
<p><strong>&#8221;Gribal enfeksiyon sırasında ya da geçmeye yakınken başlayan ve bir hafta içinde geçmeyen, yaklaşık 2 hafta-2 ay devam edebilen, balgamlı, kriz tarzında peş peşe gelen, kimi zaman kusmaya neden öksürük astımlı çocuklarda tanı koydurmaktadır.<br />
Küçük çocuklar balgamı kusarak, daha büyükler ise yutarak vücuttan atar. Ancak balgam yapımını durduran ilaçlar kullanılmazsa bu durum devam edip gider. Öksürüğün, özellikle efor ve hızlı hareket etmeyle, terlemeyle, ağlamayla özellikle gece uykuda ortaya çıkması gibi belirtiler, öksürüğün alt solunum kaynaklı olduğunu düşündürür. Bu bulgular üst solunum yolu enfeksiyonları ve sinüzitte hiçbir zaman olmaz.&#8221;</strong></p>
<p>GÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Hastalıkları ve Alerji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Türktaş, bu gibi durumlarda vakit kaybetmeden uzman doktorlara başvurulması, geç kalmadan bir an önce tanı ve tedavinin yapılması gerektiğini sözlerine ekledi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinmagazin.net/oksurugu-hafife-almayin-2.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Her ailenin bir hekimi olacak</title>
		<link>http://www.kadinmagazin.net/her-ailenin-bir-hekimi-olacak.html</link>
		<comments>http://www.kadinmagazin.net/her-ailenin-bir-hekimi-olacak.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 19:22:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kadinmagazin.net</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>

		<category><![CDATA[Aile hekimliği]]></category>

		<category><![CDATA[Analiz]]></category>

		<category><![CDATA[pilot uygulama]]></category>

		<category><![CDATA[Prof. Dr. Nihat Tosun]]></category>

		<category><![CDATA[Sağlık Bakanlığı]]></category>

		<category><![CDATA[toplum sağlığı]]></category>

		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinmagazin.net/?p=17676</guid>
		<description><![CDATA[
Sağlık Bakanlığı&#8217;nın dört yıldır pilot uygulamayla devam eden aile hekimliği sistemi, yıl sonuna kadar tüm Türkiye&#8217;yi kapsamış olacak.
Sağlık Bakanlığı Müsteşarı  Prof. Dr. Nihat Tosun, Ocak ayında aile hekimliğine geçilen il sayısının 40&#8242;a ulaştığını belirterek, planlanan takvime göre, yıl içinde uygulamanın 41 ilde daha başlamasıyla 2011 yılına girerken aile hekimliğinin tüm Türkiye&#8217;de yerleşmiş ve 4 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="http://www.cumhuriyet.com.tr/medya.php?mn=39300" alt=" Her ailenin bir hekimi olacak" width="400" height="300" title="Her ailenin bir hekimi olacak" /></p>
<p>Sağlık Bakanlığı&#8217;nın dört yıldır pilot uygulamayla devam eden aile hekimliği sistemi, yıl sonuna kadar tüm Türkiye&#8217;yi kapsamış olacak.</p>
<p>Sağlık Bakanlığı Müsteşarı  Prof. Dr. <strong>Nihat Tosun</strong>, Ocak ayında aile hekimliğine geçilen il sayısının 40&#8242;a ulaştığını belirterek, planlanan takvime göre, yıl içinde uygulamanın 41 ilde daha başlamasıyla 2011 yılına girerken aile hekimliğinin tüm Türkiye&#8217;de yerleşmiş ve 4 yıllık tecrübelerin getirisiyle sistemin oturmuş olacağını söyledi.</p>
<p>İllerde eğitimler tamamlandıktan sonra yerleştirmelerin yapıldığını, bu sürecin ardından ise uygulamanın başladığını anlatan Tosun, <strong>&#8221;Her ilde merkezi laboratuvarların kurulması tamamlandı. Bunlar taşımalı sistemle çalışıyor. Toplum sağlığı merkezlerindeki laboratuvarlardan toplanan numuneler burada analiz ediliyor ve sonuçlar direkt olarak aile hekiminin bilgisayarına gönderiliyor. Bu laboratuvarlardan her ilde kuruldu&#8221; </strong>diye  konuştu.</p>
<p><strong>&#8216;Sevk zinciri şu anda düşünülmüyor&#8217;</strong></p>
<p>Geçmişte pilot uygulamalarda yurttaşların sevk zinciri konusunda sıkıntı yaşadığı görüldüğü için bu aşamada bunun başlatılmasının düşünülmediğini açıklayan Tosun, <strong>&#8221;Hekim  sayısı yetersiz olduğu için sevk zincirine geçmeyi henüz planlamıyoruz&#8221; </strong>dedi.<br />
Aile hekimlerinin 2. aşama eğitimlerinin başladığını da bildiren Tosun, bir yıl boyunca uzaktan internet yoluyla yapılacak eğitimden sonra, hekimlerin sınava tabi tutulacaklarını belirtti. Sağlık Bakanlığının yönergesine göre toplum sağlığı merkezleri, kendi bölgelerinde sağlık hizmetlerini yürütecek, sağlık kuruluşları ile koordinasyonu sağlayacak, gerektiğinde diğer kuruluşlarla işbirliği yaparak toplumun ve bireylerin sağlığını korumak ve sağlık düzeylerini yükseltmekten sorumlu olacak.</p>
<p>Söz konusu sağlık kurumları bunun için şu  hizmetleri sunacak veya sunulmasını sağlayacak:</p>
<p>-İdari ve mali  işler,</p>
<p>-Kayıt ve istatistik,</p>
<p>-Plan ve program yapma,</p>
<p>-Üniversitelerle  işbirliği,</p>
<p>-İzleme ve değerlendirme,</p>
<p>-Bulaşıcı hastalıkların  kontrolü,</p>
<p>-Bulaşıcı olmayan hastalıkların kontrolü,</p>
<p>-Üreme sağlığı  hizmetleri,</p>
<p>-Ulusal programlar,</p>
<p>-Adli tıp hizmetleri,</p>
<p>-Acil sağlık  hizmetleri,</p>
<p>-Kaza ve yaralanmalardan korunma hizmetleri,</p>
<p>-Görüntüleme ve  laboratuvar hizmetleri,</p>
<p>-Çevre sağlığı hizmetleri,</p>
<p>-İş sağlığı ve  güvenliği hizmetleri,</p>
<p>-Afet hizmetleri,</p>
<p>-Sağlığın geliştirilmesi ve  teşviki,</p>
<p>-Sağlık eğitimi hizmetleri,</p>
<p>-Toplu yaşam alanları ve okul sağlığı  hizmetleri,</p>
<p>-Sosyal hizmet çalışmaları.</p>
<p>Her aile hekimi için kayıtlı hasta sayısı en az bin, en çok 4 bin olabilecek. Her il ve ilçede, sorumluluk bölgesi mülki sınırlar olan birer toplum sağlığı merkezi kurulacak. Büyükşehir Kanununa tabi illerde büyükşehir belediyesine bağlı her ilçede, nüfusu 100 binden fazla olan il merkezlerinde ise her 100 bin kişiye bir toplum sağlığı merkezi kurulacak. Toplum sağlığı merkezleri nüfusa göre; 20 bin nüfusa kadar <strong>&#8221;D&#8221; </strong>tipi, 20 bin-50 bin nüfusa kadar <strong>&#8221;C&#8221;</strong> tipi, 50 bin-100  bin nüfusa kadar<strong> &#8221;B&#8221; </strong>tipi ve 100 bin nüfusun üzerinde <strong>&#8221;A&#8221; </strong>tipi olarak  sınıflandırılıyor.</p>
<p>Aynı ilçede birden fazla toplum sağlığı merkezi kurulabiliyor. İlçede birden fazla toplum sağlığı merkezi varsa, o ilçenin mülki idare sınırları içinde kalmak kaydıyla sorumluluk bölgeleri il sağlık müdürlüğünce belirleniyor. Kolay ulaşılabilecek merkezi yerlerde, uygun büyüklükteki bina veya binalarda hizmet sunabilen toplum sağlığı merkezleri, belirli şartlarda valiliğin teklifi ve Bakanlığın onayı ile hizmete açılıp kapatılabiliyor.</p>
<p><strong>Hangi illerde ne zaman başlayacak</strong></p>
<p>Sağlık Bakanlığının planlamasına göre; aile hekimliği Kilis ve Iğdır&#8217;da Nisanda, Niğde&#8217;de Mayısta, Kırklareli, Giresun ve Konya&#8217;da Haziran&#8217;da, Bingöl, Yozgat, Çanakkale, Malatya, Ankara ve Aksaray&#8217;da Temmuzda, Tokat, Ardahan, Batman, Tekirdağ ve Kars&#8217;ta Ağustosta, Mersin, Ordu, Siirt, Bitlis, Zonguldak, Muş, Hakkari ve Sıvas&#8217;ta Eylül&#8217;de, Ağrı, Afyonkarahisar, Balıkesir, Van ve İstanbul&#8217;da Ekimde, Mardin, Diyarbakır ve Kocaeli&#8217;de Kasım&#8217;da, Şırnak, Kahramanmaraş, Hatay, Gaziantep, Şanlıurfa, Aydın, Muğla ve Antalya&#8217;da Aralık&#8217;ta başlayacak.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinmagazin.net/her-ailenin-bir-hekimi-olacak.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ofiste çalışanlara özel egzersiz</title>
		<link>http://www.kadinmagazin.net/ofiste-calisanlara-ozel-egzersiz.html</link>
		<comments>http://www.kadinmagazin.net/ofiste-calisanlara-ozel-egzersiz.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 19:17:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kadinmagazin.net</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>

		<category><![CDATA[bel ağrısı]]></category>

		<category><![CDATA[bilgisayar]]></category>

		<category><![CDATA[boyun]]></category>

		<category><![CDATA[ekran]]></category>

		<category><![CDATA[ergonomi]]></category>

		<category><![CDATA[kas iskelet sorunları]]></category>

		<category><![CDATA[klavye]]></category>

		<category><![CDATA[kol]]></category>

		<category><![CDATA[Masa başı]]></category>

		<category><![CDATA[monitör]]></category>

		<category><![CDATA[mouse]]></category>

		<category><![CDATA[nötral]]></category>

		<category><![CDATA[ofis egzersizleri]]></category>

		<category><![CDATA[Ofiste çalışanlar]]></category>

		<category><![CDATA[özel egzersiz]]></category>

		<category><![CDATA[sırt]]></category>

		<category><![CDATA[stres]]></category>

		<category><![CDATA[tendon]]></category>

		<category><![CDATA[yanlış postür]]></category>

		<category><![CDATA[Yeditepe Üniversitesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinmagazin.net/?p=17674</guid>
		<description><![CDATA[
Uzun süre masa başında oturanların en büyük sorunlarından olan kas iskelet sorunları birkaç basit önlemle ortadan kaldırılabiliyor.
Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Duygu Geler Külcü, uzun süre bilgisayar başında çalışanların kas ve iskelet sistemlerinde sorunlar oluştuğunu belirterek “Ergonomik önlemler ve bazı egzersizlerle bu sorunlar önlenebilir” diyor.
Uzun süre masa başında oturanların [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="http://i.milliyet.com.tr/HaberAnaResmi/2010/03/09/ofiste-calisanlara-ozel-egzersiz-543560.Jpeg" alt=" Ofiste çalışanlara özel egzersiz" width="207" height="141" title="Ofiste çalışanlara özel egzersiz" /></p>
<h2 id="divAdnetKeyword2">Uzun süre masa başında oturanların en büyük sorunlarından olan kas iskelet sorunları birkaç basit önlemle ortadan kaldırılabiliyor.</h2>
<p><span class="tag">Yeditepe Üniversitesi</span> Hastanesi Fizik Tedavi ve <span class="tag">Rehabilitasyon</span> Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Duygu Geler Külcü, uzun süre bilgisayar başında çalışanların kas ve iskelet sistemlerinde sorunlar oluştuğunu belirterek “Ergonomik önlemler ve bazı egzersizlerle bu sorunlar önlenebilir” diyor.</p>
<p>Uzun süre masa başında oturanların en büyük sorunlarından olan kas iskelet sorunları birkaç basit önlemle ortadan kaldırılabiliyor. Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Duygu Geler Külcü, ofis yaşamın beraberinde getirdiği sorunlarla ilgili olarak “Ofis çalışanları uzun süre masa başında, bilgisayar karşısında vakit geçirirler. Klavye ve mouse kullanılması gibi bazı tekrarlayıcı aktiviteler, yanlış postür (duruş), <a onmouseover="showAd('25110','100782' ,event);clearAdInterval();" onmouseout="hideAd();" name="aspx1" target="_blank"><span class="ADPopLink"><strong>stres</strong></span></a> ve kötü ergonomiye bağlı olarak bir süre sonra ofis çalışanlarında kas-iskelet sistemi rahatsızlıkları ortaya çıkar” diyor.</p>
<p>Dr. Külcü, bu hastalıklar ve belirtileri ile ilgili olarak da şunları söylüyor:<br />
“Boyun, sırt, kol ve belde ağrı, kollarda, parmaklarda uyuşma, hareket güçlüğü gibi belirtiler ortaya çıkar. Ofis çalışanlarında en sık görülen kas-iskelet sitemi rahatsızlıkları boyunda kas zorlanması, el bileğinde sinir sıkışması, omuz, dirsek, el bileği ve başparmakta tendon hasarıdır. Bu rahatsızlıklara bağlı olarak her geçen <a onmouseover="showAd('25109','101220' ,event);clearAdInterval();" onmouseout="hideAd();" name="aspx1" target="_blank"><span class="ADPopLink"><strong>gün</strong></span></a> yaşam kalitesi biraz daha bozulmaktadır. Oysaki bu rahatsızlıklar ergonominin desteklenmesi, çalışma sırasında kısa molalar verilmesi ve iş yerinde yapılabilecek ve vakit almayacak bazı basit egzersizlerle önlenebilir.”</p>
<p>Bilgisayar karşısında çalışanlar için ergonominin desteklenmesi gerektiğini belirten Dr. Külcü yapılması gerekenleri şöyle anlatıyor:<br />
• Oturma yeri, masa, klavye, ekran ve mouse’un yüksekliği çalışana uygun olmalıdır.<br />
• Monitör, çalışan kişinin tam karşısında ve kol uzunluğu mesafesinde olmalıdır.<br />
• Ekranın üst yüzeyi kişinin göz hizasında olmalıdır.<br />
• Klavye ve mouse’un aynı hizada olmasına dikkat edilmelidir.<br />
• Mouse kullanılırken çok sıkmadan hafif dokunmayla kullanılmalıdır.<br />
• El bileğinin nötral (düz, 0 derecede tutulması) pozisyonda olması, el bileğinde sinir sıkışması riskini azaltır. Normalde klavyeler 6 derece eğimlidir. Bu eğimin aşağı doğru indirilmesi ile el bileğinin nötral pozisyonda çalışması mümkün olmaktadır.<br />
• Uzun süre oturulmamalıdır. Çünkü oturma omurga üzerine fazla baskı olmasına neden olur. Ayrıca, bacak ve ayaklar için de sakıncalıdır. Kan dolaşımı zorlaşır, bacaklarda kan göllenir.<br />
• Otururken bel desteklenmelidir. Dik oturmaya özen gösterilmelidir. Bel-kalça açısı 90 derece, ayaklar yere değecek şekilde oturulmalıdır. Gerekirse ayakaltına destek konulabilir.<br />
• Otururken kalça ve dizler aynı seviyede olmalıdır. Diz arkaları sandalyeye değmemelidir.<br />
• Kol destekli sandalye kullanılmalıdır.<br />
• Bilgisayarda yapılacak işlerin dışında da işler varsa bunlar dönüşümlü olarak yapılmalıdır.</p>
<p>Bütün bu öneriler ve ofis egzersizlerinin yanı sıra ağrı ve diğer şikâyetler birkaç gün içinde geçmiyorsa, tekrarlayıcı ise doktora başvurulması gerektiği unutulmamalıdır.”</p>
<p><strong>Ofis Egzersizleri</strong><br />
Öğle yemekleri masa başında atıştırarak geçiştirilmemelidir. Göz yorgunluğunu önlemek için gözü zaman zaman ekrandan ayırıp uzakta bir noktaya odaklanmalı, 10–15 sn gözler kapatılıp dinlendirilmelidir. Saat başı 5–10 dakika mola vermeli ve basit bazı egzersizler yapılmalıdır. Ofiste yapılabilecek egzersizler için bazı örnekler aşağıdadır:</p>
<p>Boyun egzersizleri: Nefes alıp başı yana döndürüp tekrar nefes vererek nötral (karşıya bakar pozisyona) <a onmouseover="showAd('24844','100141' ,event);clearAdInterval();" onmouseout="hideAd();" name="aspx1" target="_blank"><span class="ADPopLink"><strong>doğal</strong></span></a> pozisyona getirin. Başı nefes alıp yukarı kaldırıp, nefes vererek çene göğse değecekmiş gibi aşağı indirin. Başı saat yönünde ve aksi yönde başı omuzlara değecekmiş gibi döndürün. Bu hareket sırasında normal nefes alıp verin. Her hareketi 5 kez tekrarlayın.</p>
<p>Nefes egzersizleri: Ayakta veya rahat bir pozisyonda bir el karında diğer el göğüs üzerindeyken burundan yavaşça nefes alın. 4 saniye bekleyin. Ağızdan yavaş yavaş nefes verin. Hareketi 5 kez tekrar edin.</p>
<p>Omuzlar: Omuzları kulaklara yaklaştırır gibi yukarı kaldırın, 3 saniye bu şekilde bekleyin. Omuzları kendi ekseni etrafında arkaya ve aşağı doğru, daha sonra öne ve aşağı doğru döndürün. Otururken ellerinizi başın arkasında birleştirin, dirsekleri iyice geriye alın derin nefes alıp 30 saniye bekleyin. Nefes verin ve gevşeyin. Bu hareketleri 5 kez tekrarlayın.</p>
<p>Ayak egzersizleri: Otururken ayakları ayak bileklerinden kendi ekseni etrafında çevirin. Her yöne 5 kez tekrarlayın.</p>
<p>El bileği germe: Parmaklar yukarı bakacak şekilde kolları dümdüz öne uzatın. Bir elinizler diğer elin parmaklarını kendinize doğru çekin. 20 saniye bekleyin. Sonra bırakın ve gevşeyin. Aynı hareketi diğer eliniz için yapın. Her iki el için hareketi 5 kez tekrarlayın.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinmagazin.net/ofiste-calisanlara-ozel-egzersiz.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Geceleri neden uyuyamıyoruz?</title>
		<link>http://www.kadinmagazin.net/geceleri-neden-uyuyamiyoruz.html</link>
		<comments>http://www.kadinmagazin.net/geceleri-neden-uyuyamiyoruz.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 18:55:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kadinmagazin.net</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>

		<category><![CDATA[Amerika]]></category>

		<category><![CDATA[böbrek]]></category>

		<category><![CDATA[diyabet]]></category>

		<category><![CDATA[doğal]]></category>

		<category><![CDATA[Dr. Hasan İnsel]]></category>

		<category><![CDATA[gazeteciler]]></category>

		<category><![CDATA[gündüz]]></category>

		<category><![CDATA[horlama]]></category>

		<category><![CDATA[horoz sesi]]></category>

		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>

		<category><![CDATA[Kaliteli uyku]]></category>

		<category><![CDATA[kalp yetmezliği]]></category>

		<category><![CDATA[kansızlık]]></category>

		<category><![CDATA[kültür]]></category>

		<category><![CDATA[ortopedik yatak]]></category>

		<category><![CDATA[reflü]]></category>

		<category><![CDATA[sağlıklı uyku]]></category>

		<category><![CDATA[Sakıp Sabancı]]></category>

		<category><![CDATA[solunum yetmezliği]]></category>

		<category><![CDATA[Türkan Sabancı]]></category>

		<category><![CDATA[uyku]]></category>

		<category><![CDATA[uyku apnesi]]></category>

		<category><![CDATA[yastık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinmagazin.net/?p=17672</guid>
		<description><![CDATA[
Sağlığın en iyi işaretlerinden biri iyi uyunan bir uykudur. Mümkünse 30 - 40 yaşlarından sonra gündüzleri yarım saat veya bir saat uyumaya çalışın
Dr. Hasan İnsel
Birçok kimse uykuya rahat geçemediğinden veya geceleri uyuyamadığından bahseder. Ve hemen uyku ilaçlarından medet ummaya çalışır. Hiçbir zaman niçin uyuyamadığını kendine sormaz.
Bazıları da büyük bir keyifle “Ben başımı yastığa koyar koymaz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="http://i.milliyet.com.tr/YeniAnaResim/2010/03/10/geceleri-neden-uyuyamiyoruz--544452.Jpeg" alt=" Geceleri neden uyuyamıyoruz?" width="500" height="334" title="Geceleri neden uyuyamıyoruz?" /></p>
<h2 id="divAdnetKeyword2">Sağlığın en iyi işaretlerinden biri iyi uyunan bir uykudur. Mümkünse 30 - 40 yaşlarından sonra gündüzleri yarım saat veya bir saat uyumaya çalışın</h2>
<p><strong><em>Dr. Hasan İnsel</em></strong></p>
<p>Birçok kimse uykuya rahat geçemediğinden veya geceleri uyuyamadığından bahseder. Ve hemen uyku ilaçlarından medet ummaya çalışır. Hiçbir zaman niçin uyuyamadığını kendine sormaz.</p>
<p>Bazıları da büyük bir keyifle “Ben başımı yastığa koyar koymaz uyuyorum” der. Başını yastığa koyar koymaz uyumak hem iyi bir alışkanlıktır, hem de <a onmouseover="showAd('25110','100240' ,event);clearAdInterval();" onmouseout="hideAd();" name="aspx1" target="_blank"><span class="ADPopLink"><strong>sağlık</strong></span></a> işaretidir. Çünkü insanlar günün tedirginlğini, sorunlarını gece yatağa taşıdığı zaman, uyumakta zorluk çeker. Ayrıca sağlıkla ilgili sorunları, ağrı sızıları varsa yastıkla kavga eder. Bir türlü boyunlarını rahat ettiremezler. Onların da büyük bir ihtimalle boyunlarıyla ilgili sorunları vardır.</p>
<p>Kalp yetmezliği olanlar genellikle çok yüksek yastıklarda yatar. Solunum yetmezliği de buna eklenince neredeyse oturur gibi uyumaya çalışırlar. Son zamanlarda gittikçe artan reflü sorunu olan hastalar da dik yatmaya çalışır. Hatta bunun için özel yastıklar yapılmaya başlandı. Halbuki aldıkları gıdalara ve yemek yedikleri saate dikkat etseler belki bu sorunu yaşamayacaklar. Daha doğrusu kendi vücutlarına sorsalar, tabii işleyişini bozmadılarsa, en doğru cevabı alacaklar. Son yıllarda hastalarıma “Mide sorununuz var mı?” diye sorduğumda çoğunluğu “Var” diyor. Özellikle de moda olduğu için çoğu “Reflüm var” diye cevap veriyor. Bu da onların gece uykularını etkiliyor, rahat uyumalarını engelliyor. Halbuki akşam yemeklerini daha erken saatlerde yiyebilseler, margarinden uzak durup mayalı içecekler içmeseler bu sorunu da yaşamayacaklar.</p>
<p>Bir de geceleri oluşan, bazı kişilerde sık görülen uykuda solunum durmaları (uyku apnesi) sorunları var. Kişi bunu çok yaşıyorsa ertesi <a onmouseover="showAd('25109','101220' ,event);clearAdInterval();" onmouseout="hideAd();" name="aspx1" target="_blank"><span class="ADPopLink"><strong>gün</strong></span></a> şiddetli baş ağrısı ile uyanıyor. Bunun nedeni beynin ve diğer dokuların geceleri yeterince oksijen alamaması. Uyku apnesi olanlar rahat uyuyamaz, ağrılı ve yorgun kalkar. Organlarının çalışması rahat, beslenmesi düzgün olan, gündüzleri kafa karışıklığına izin vermeyen insanları inanın rahat bir uyku bekler.</p>
<p><strong>Kaliteli uyku için ortopedik yatak şart mı?</strong><br />
Biz genellikle bel sorunları olan hastalarda ortopedik yatak öneririz. Fakat ben hastalarıma şunu söylerim: “Vücudunuza sorun, o size doğruyu söyleyecektir.” Çok yumuşak yatakları da tercih etmemelerini öneririm. Belli bir yaştan sonra, kalp hastalığı ve solunum sorunları olanlara bu tür yatakların çok yararlı olmadığına inanıyorum. Çünkü vücudunuz onun içine gömüldüğü zaman solunum kasları rahat çalışamaz, akciğer solunum kapasitesinin de azaldığını göreceksiniz. Bu da size rahat bir uyku sağlamayacaktır. Açıkçası solunumunuz, özellikle belli bir yaştan sonra kiloluysanız, o tür yataklarda  iyi olmayacaktır. Onun için uzanmadan ve denemeden yatak almamanızı öneriyorum.</p>
<p>Horlama da uykuda hem size hem etrafınıza rahat vermeyen bir sorundur. Bu da genellikle kilolu ve üst solunum yollarında sorunlu kişilerde ortaya çıkar. Bunun da nedenine göre tedbirler alırsanız uykuyu iyi hale getirebilirsiniz.Bir de Anadolu’da  çok güzel bir söylem vardır:  “Kafanı yastığa koyduğun anda rahat uyuyabiliyor musun?” Bu kişinin iç dünyası ile olan ilişkilerindeki rahatlığının göstergesidir. Ve iç huzuru yansıtır. Bana göre de sadece iyi uykunun değil, sağlığın en iyi göstergelerinden biridir.</p>
<p><strong>Güne erken başlayalım</strong></p>
<p>Yine binlerce yıllık kültürümüzden gelen, sabahları erken uyanmak da çok yararlıdır. Geçenlerde rahmetli Sakıp Sabancı’nın eşi Türkan Sabancı Hanım’a sordum. Amerika’da hastayken gazetecilerle yaptığı söyleşisinde en çok İstanbul’un sabah ezanlarını sevdiğini ve özlediğini söylemişti. Bu beni çok etkilemişti. Türkan Hanım bir şey daha ilave etti. “Bir de horoz sesiyle uyanmayı severdi” dedi. Herhalde Anadolu insanının doğallığının ve alışkanlıklarının özlemiydi anlattıkları. “Demek ki başarılı bir işadamının günlük yaşamında sabahları doğan güne merhaba demek varmış” dedim. Ve kendisini rahmetle ve saygıyla andım.</p>
<p>Ben hep şunu denedim ve gördüm. Çok sıkıntılı olduğum zamanlarda biraz uyuyarak bu sorunun düzeleceğine kendimi inandırdım ve böyle olduğunu da yaşadım. Hemen sakinleştirici ilaçlara sarılacağınıza, onlardan medet umacağınıza kendinizi en güzel ve <a onmouseover="showAd('24844','100141' ,event);clearAdInterval();" onmouseout="hideAd();" name="aspx1" target="_blank"><span class="ADPopLink"><strong>doğal</strong></span></a> olan uykuya alıştırın. Sizin sorunlarınızı ilaçlardan daha iyi çözecek bir çıkış yoludur uyku.</p>
<p>Günde ortalama sekiz saat uyku idealdir. Eğer gün içinde bitkinliğiniz ve devamlı uyku haliniz varsa, orada da sağlıkla ilgili sorunlarınız var mı diye araştırın. Diyabet ya da böbrek hastalıkları, kansızlık ve beyin hasarı gibi.</p>
<p>Özellikle uyku apnelerinde de kişi rahat uyku uyuyamadığı ve beyin oksijeninde azalma olduğu için, ertesi gün halsiz, bitkin ve ağrılı uyanır. Yapılan araştırmalarda bir gecede 600 defa solunum durmasına bile rastlanmıştır. Uyku apneleri önemlidir. Tamamen solunum yollarının kapalı olmasından dolayı oluşur. Şiş ve iri bademcikler, büyümüş küçük dil, burun solunumunun tam olmaması, en önemlisi de kilo fazlalığı bu apnelerin yani solunum durmalarının nedenidir. Kas gevşetici ilaçların da ya da antialerjik ilaçların da uykuya meyli arttırdığını göz ardı etmeyin.</p>
<p>MİLLİYET</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinmagazin.net/geceleri-neden-uyuyamiyoruz.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yoksa ben bir bağımlı mıyım?</title>
		<link>http://www.kadinmagazin.net/yoksa-ben-bir-bagimli-miyim.html</link>
		<comments>http://www.kadinmagazin.net/yoksa-ben-bir-bagimli-miyim.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 18:50:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kadinmagazin.net</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<category><![CDATA[alışveriş bağımlısı]]></category>

		<category><![CDATA[alkol]]></category>

		<category><![CDATA[davranış bozukluğu]]></category>

		<category><![CDATA[depresyon]]></category>

		<category><![CDATA[ekonomik]]></category>

		<category><![CDATA[Eski sezon]]></category>

		<category><![CDATA[indirim]]></category>

		<category><![CDATA[istatistik]]></category>

		<category><![CDATA[mağaza]]></category>

		<category><![CDATA[manya]]></category>

		<category><![CDATA[Onyomanya]]></category>

		<category><![CDATA[onyos]]></category>

		<category><![CDATA[promosyon]]></category>

		<category><![CDATA[sahn]]></category>

		<category><![CDATA[uyuşturucu bağımlılığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinmagazin.net/?p=17670</guid>
		<description><![CDATA[
Mağazaların vitrinleri renk renk kıyafetlerle dolu şimdilerde. Eski sezondan kalan ürünlerde de büyük indirimler var. Yani, bir alışveriş bağımlısı için tehdit edici her şey mevcut&#8230; Kışın kasvetli havalarını yavaş yavaş geride bırakmaya başladığımız şu aylarda, mağazaların vitrinleri promosyon ürünlerinden geçilmiyor. Ekonomik davranmak isteyen birçok kişi, alışveriş yapmak ve ihtiyaçlarını karşılamak için bu ayları tercih ediyor. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="http://i.milliyet.com.tr/GaleriHaber/2010/03/10/fft20_mf544464.Jpeg" alt=" Yoksa ben bir bağımlı mıyım?" width="500" height="486" title="Yoksa ben bir bağımlı mıyım?" /></p>
<p>Mağazaların vitrinleri renk renk kıyafetlerle dolu şimdilerde. Eski sezondan kalan ürünlerde de büyük indirimler var. Yani, bir alışveriş bağımlısı için tehdit edici her şey mevcut&#8230; Kışın kasvetli havalarını yavaş yavaş geride bırakmaya başladığımız şu aylarda, mağazaların vitrinleri promosyon ürünlerinden geçilmiyor. Ekonomik davranmak isteyen birçok kişi, alışveriş yapmak ve ihtiyaçlarını karşılamak için bu ayları tercih ediyor. Kişisel ihtiyaçların karşılandığı bu alışverişlerde harcamaların çoğu kredi kartıyla yapılıyor. Ancak Türkiye&#8217;de ilk örneği 1968 yılında basılan ancak kullanımı son yıllarda artan kredi kartları, birçok kişinin kazandığından çok harcamasına neden oluyor. Bu aşın harcama durumunu birçok unsur tetikliyor. Ancak bu unsurlardan öyle biri var ki, günümüzde ciddi bir davranış bozukluğu olarak kabul ediliyor.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://i.milliyet.com.tr/GaleriHaber/2010/03/10/fft20_mf544461.Jpeg" alt=" Yoksa ben bir bağımlı mıyım?" width="350" height="500" title="Yoksa ben bir bağımlı mıyım?" /></p>
<p>Onyomanya&#8217; yani alışveriş bağımlılığı isminin kökeni Yunanca Onyomanya, onyos satılık-sahn alma, manya saplantıdan geliyor. İlk kez 1915 yılında tanımlanan alışveriş bağımlılığı, aynen alkol ya da uyuşturucu bağımlılığı gibi ciddi bir davranış bozukluğu olarak görülüyor. Bağımlılar yalnızlık, mutsuzluk, sinirlilik, engellenme, kendini ifade edememe gibi depresyona neden olabilecek etkenlerden dolayı, aşın derecede harcama yaparak alışveriş yapıyor ve kendilerini sadece alışveriş yaptıkları zaman iyi ve mutlu hissediyor. Bu iyi ve mutlu olma hali, genelde kişinin kendini diğer insanlardan üstün görmesine neden oluyor. Alışveriş bağımlılığının toplumun ne kadarını etkilediği net olarak bilinmiyor. Çünkü pek çok kişi, alışveriş bağımlılığının bir problem olduğunu düşünmediği için profesyonel yardım almıyor. Profesyonel yardım alınmadığı için de herhangi bir istatistik çıkanlamıyor. Ancak bağımlıların genellikle kadınlar arasından çıktığı bilinse de, bu hastalığa yakalanan erkeklerin sayısının da küçümsenmeyecek kadar çok olduğu düşünülüyor. Erkekler daha çok cep telefonu ya da bilgisayar gibi elektronik eşyalar alırken, kadınlar genellikle giysi, kozmetik, mücevher, ayakkabı ve çanta alıyor. Uzmanlara göre, kadınlarda görülen alışveriş hastalığı, ortalama 17-30 yaşlan arasında başlıyor. Alışveriş bağımlıları, alışveriş öncesi kontrol edilemez bir istek hali ve haz yaşarken, alışveriş sonrasında yoğun bir suçluluk hissi duyuyor.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://i.milliyet.com.tr/GaleriHaber/2010/03/10/fft20_mf544463.Jpeg" alt=" Yoksa ben bir bağımlı mıyım?" width="328" height="500" title="Yoksa ben bir bağımlı mıyım?" /></p>
<p><strong>TEST</strong></p>
<p><em><strong>Alışveriş bağımlısı mısınız?</strong></em></p>
<p>Aşağıdaki testi çözerek alışveriş bağımlısı olup olmadığınızı öğrenebilirsiniz.</p>
<p>1- Kendimi mutsuz hissettiğimde genellikle alışveriş yaparım.<br />
2- İhtiyacım olmayan şeyler için çok harcarım.<br />
3- Harcamalarım son iki yılda arttı.<br />
4- Dolabım hiç giymediğim eşyalarla dolu.<br />
5- Alışveriş yaparken kontrolsüz davranırım ve çok fazla şey satın alırım.<br />
6- Arkadaşlarıma ve aileme alışverişe ne kadar para  harcadığım konusunda yalan söylerim.<br />
7- Kredi kartı limitimi çoktan aşmış olmama rağmen, alışveriş yapmaya devam edebilirim.<br />
8- Alışveriş yaptıktan sonra kendimi mutsuz hissederim.<br />
9- Alışveriş alışkanlığım kişisel ilişkilerimde sorunlara neden oluyor.<br />
Yukarıdaki şıklardan dördüne veya daha fazlasına cevabınız evetse, muhtemelen bir alışveriş bağımlısısınız. Profesyonel bir yardım tavsiye ederiz.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://i.milliyet.com.tr/GaleriHaber/2010/03/10/fft20_mf544468.Jpeg" alt=" Yoksa ben bir bağımlı mıyım?" width="378" height="500" title="Yoksa ben bir bağımlı mıyım?" /></p>
<p><strong>KURTULMANIN YOLLARI</strong></p>
<p>Alışveriş bağımlılığından kurtulmak durumunun farkında olması, bu durumdan kurtulmak için harekete geçmesi ve psikolojik destek alması gerekiyor.</p>
<p>1- Alışverişe çıkmadan önce kredi ya da ATM kartlarınızı yanınıza almayın. Sadece nakit para kullanın.<br />
2- Beğendiğiniz bir ürünü gördüğünüzde almayın. Biraz bekleyin ve ona gerçekten ihtiyacınız olup olmadığını düşünün. Ya da mağaza çalışanlarından beğendiğiniz ürünü sizin için ayırmalarını rica edin. Eğer birkaç gün sonra o ürünü hala almak istiyorsanız, o zaman satın alın.<br />
3-  Kendinize her ay bir alışveriş bütçesi hazırlayın ve bütçeyi kesinlikle aşmayın.<br />
4- İki hafta içinde yaptığınız tüm alışveriş harcamalarını bir kenara yazın. Bu, sizin alışverişe ne kadar fazla para harcadığınızı daha net görmenizi sağlayacaktır.<br />
5- Kredi kartınızın harcama limitini düşürün.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://i.milliyet.com.tr/GaleriHaber/2010/03/10/fft20_mf544470.Jpeg" alt=" Yoksa ben bir bağımlı mıyım?" width="500" height="334" title="Yoksa ben bir bağımlı mıyım?" /></p>
<p><strong>ALIŞVERİŞ MERKEZLERİNE PSİKOLOG DESTEĞİ</strong>Uzman Klinik Psikolog Serap Altekin&#8217;in verdiği bilgilere göre, alışveriş merkezlerinin tasarlanmasında, mimarlar ve endüstri tasarımcıları kadar psikologlar da aktif rol oynuyor. Psikolojinin bu sahası &#8216;bilişsel ergonomi&#8217; olarak adlandırılıyor. Bilişsel ergonomide temel olarak insanların nasıl algıladığı, nasıl düşündüğü ve nasıl davrandığı konusundaki dinamikler üzerinde çalışılıyor. Psikolog Serap Altekin, insan psikolojisi ve davranışlarını gözeterek tasarlanan alışveriş merkezleriyle ilgili ilginç örnekler veriyor: İnsanların çoğu sağ ellerini kullandıkları için bir alışveriş merkezine gittikleri zaman genelde sağ tarafa doğru yönelirler. Bu nedenle büyük mağazaların çoğu, koridorun ya da katın sağ tarafında yer alır. Ekmek, süt, kuru gıda gibi temel tüketim ürünleri genellikle market alanın tam ortasında bulunan standlara yerleştirilir. Böylece alışveriş yapan insanlar, bu bölüme ulaşıncaya kadar diğer reyonların da önünden geçmek zorunda kalırlar. Giyim mağazalarındaki soyunma kabinlerinin de mağazaların en sonunda yer almasının sebebi budur. Böylece yol üzerinde bulunan diğer ürünlere de dikkat çekilmesi sağlanır. Market arabalarının ebatları genelde büyüktür. Bu durum, bir algı yanılgısı yaratır ve kişi çoğunlukla az alışveriş yaptığı yanılsaması yaşar. Alışveriş merkezlerinde yer alan yürüyen merdivenlerin genelde binanın en merkezi yerinde olmasının sebebi, inerken ve çıkarken mağazaların çoğunun geniş bir açıyla görülebilmesidir. Çoğumuz mağazalarda bulunan aynaların dekorasyon amaçlı kullanıldığım düşünürüz. Ancak bu aynalar genellikle insanların dikkatini çektiği ve mağazada daha fazla vakit geçirmelerini sağladığı için kullanılırlar. Promosyonlara zaman sınırlamaları koymak, insanları &#8220;fırsatı kaçırmamalıyım&#8221; yanılgısına sokar ve acele satın alma kararı vermesini sağlar.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://i.milliyet.com.tr/GaleriHaber/2010/03/10/fft20_mf544471.Jpeg" alt=" Yoksa ben bir bağımlı mıyım?" width="500" height="334" title="Yoksa ben bir bağımlı mıyım?" /></p>
<p><strong>TARİHTEN NOTLAR…</strong></p>
<p>Tarihte bilinen en ünlü alışveriş bağımlılarının arasında Marie Antoinette, Jacqueline Kennedy, Prenses Diana ve Mary Todd Lincoln geliyor. Bir suikaste kurban giden Amerikan Başkanı John F. Kennedy&#8217;nin eşi olan Jacqueline Kennedy ve İngiliz kraliyet ailesinden Prens Charles&#8217;ın eşi olan Leydi Diana&#8217;nın bağımlı olduğu şeylerin başında kıyafet, ayakkabı, antika eşya ve sanat eserleri geliyordu. Yine eski ABD Başkanlan&#8217;ndan Abraham Lincoln&#8217;ün eşi Mary Todd Lincoln&#8217;de de tam bir eldiven takıntısı olduğu biliniyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinmagazin.net/yoksa-ben-bir-bagimli-miyim.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Deprem ruh sağlığımızı nasıl etkiliyor?</title>
		<link>http://www.kadinmagazin.net/deprem-ruh-sagligimizi-nasil-etkiliyor.html</link>
		<comments>http://www.kadinmagazin.net/deprem-ruh-sagligimizi-nasil-etkiliyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 17:43:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kadinmagazin.net</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>

		<category><![CDATA[APHB]]></category>

		<category><![CDATA[deprem]]></category>

		<category><![CDATA[Doğal afet]]></category>

		<category><![CDATA[Elazığ]]></category>

		<category><![CDATA[Enkaz]]></category>

		<category><![CDATA[psikiyatrik sorun]]></category>

		<category><![CDATA[psikososyal destek]]></category>

		<category><![CDATA[ruh sağlığı]]></category>

		<category><![CDATA[travma]]></category>

		<category><![CDATA[TSSB]]></category>

		<category><![CDATA[Türkiye Psikiyatri Derneği]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinmagazin.net/?p=17668</guid>
		<description><![CDATA[
Türkiye Psikiyatri Derneği’nden yapılan açıklamada, doğal afetlerin ardından yaşanabilecek psikolojik sorunlara dikkat çekilerek, Elazığ&#8217;daki depremin ardından halkın yaşayabileceği sorunların çözümü için psikososyal destek konusunda işbirliğine hazır olduğunu söylediHER TÜRLÜ DESTEĞE HAZIRIZ
Deprem sonrası ortaya çıkan ve zaman içinde oluşabilecek ruhsal sorunların çözümünde, üyesi oldukları Afette Psikososyal Hizmetler Birliği (APHB) ile birlikte göreve hazır olduklarını belirten Türkiye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="http://i.milliyet.com.tr/GaleriHaber/2010/03/10/fft20_mf544794.Jpeg" alt=" Deprem ruh sağlığımızı nasıl etkiliyor?" width="470" height="332" title="Deprem ruh sağlığımızı nasıl etkiliyor?" /></p>
<p>Türkiye Psikiyatri Derneği’nden yapılan açıklamada, doğal afetlerin ardından yaşanabilecek psikolojik sorunlara dikkat çekilerek, Elazığ&#8217;daki depremin ardından halkın yaşayabileceği sorunların çözümü için psikososyal destek konusunda işbirliğine hazır olduğunu söyledi<strong>HER TÜRLÜ DESTEĞE HAZIRIZ</strong><br />
Deprem sonrası ortaya çıkan ve zaman içinde oluşabilecek ruhsal sorunların çözümünde, üyesi oldukları Afette Psikososyal Hizmetler Birliği (APHB) ile birlikte göreve hazır olduklarını belirten Türkiye Psikiyatri Derneği, tüm üyeleri ile psikososyal desteği sağlamak için her türlü çabayı harcayacaklarını belirterek, bu konuda her zaman iş birliğine açık olduklarını açıkladı.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://i.milliyet.com.tr/GaleriHaber/2010/03/10/fft20_mf544795.Jpeg" alt=" Deprem ruh sağlığımızı nasıl etkiliyor?" width="470" height="310" title="Deprem ruh sağlığımızı nasıl etkiliyor?" /></p>
<p><strong>TOPLUMSAL RUH SAĞLIĞININ EN ÖNCELİKLİ KONUSU DEPREME BAĞLI PSİKİYATRİK SORUNLAR</strong><br />
Türkiye Psikiyatri Derneği, Depremlere bağlı psikiyatrik sorunların, toplum ruh sağlığının en önemli ve öncelikli konusu olduğunu belirttiği açıklamasında şunlara değindi.  “Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) ve Depresyon deprem felaketine bağlı olarak en sık karşılaşılan sorunların başında gelmektedir.  Bu bozuklukların yarattığı kaygı ve diğer ruhsal rahatsızlıkları azaltmak, bir tür kendini iyileştirmek amacıyla alkol ve kötüye kullanılan maddelere yönelmek hiç nadir karşılaşılan bir durum değildir. TSSB’nin ortaya çıkması açısından kadın olmak, yaşlı olmak, düşük eğitim seviyesi, deprem öncesinde psikiyatrik sorunların bulunması, deprem sırasında korku yaşamış olmak, enkaz altında kalmış olmak, kurtarma çalışmalarına katılmak, birinci derece yakınını kaybetmiş olmak, maddi kaybın olması, sosyal desteğin yetersiz olması ve devlet desteğinin yetersiz kalması en önemli risk etkenleridir.” denildi.</p>
<p><strong>DEPREMİN RUHSAL ETKİLERİ YILLARCA SÜRÜYOR</strong><br />
TSSB yaygınlığının depremden yıllar sonra bile yüksek saptanmasının nedenleri arasında kişilerin psikiyatrik yardım alamamış, sağlık hizmetlerinden gereken zamanda yeterince yararlanamamış   olmasının önemli bir yer tuttuğuna değinen Türkiye Psikiyatri Derneği, depremden sonra meydana gelen kayıpların depremden değil, depreme hazırlıksız yakalamaktan kaynaklandığını açıkladı. Depreme bağlı kayıpların en aza indirilebilmesi için hem deprem öncesi, hem deprem sırasında hem de deprem sonrasında koordineli bir şekilde atılması gereken pek çok adım olduğunun altını çizen Türkiye Psikiyatri Derneği öncelikli olanları şu şekilde sıraladı.</p>
<p>1.  Deprem bölgesine hızlı ve etkin şekilde yardımların ulaştırılmalı,<br />
2.  Kurtulmuş olan bireylerin güvenli bir yaşam alanına taşınmalı,<br />
3.  Enkaz altındaki kişilerin hızla kurtarılmalı ve gereken tıbbi destek verilmeli,<br />
4.  Temel yaşam gereksinimleri hızlı ve nitelikli biçimde sağlanmalı ve uzun süreli, kalıcı bir sosyal destek ağı kurulmalı.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://i.milliyet.com.tr/GaleriHaber/2010/03/10/fft20_mf544796.Jpeg" alt=" Deprem ruh sağlığımızı nasıl etkiliyor?" width="503" height="334" title="Deprem ruh sağlığımızı nasıl etkiliyor?" /></p>
<p><strong>TÜRK PSİKİYATRİ DERNEĞİ DEPREM BÖLGESİNDE</strong><br />
Türkiye Psikiyatri Derneği, deprem sonrası yaşanan ruhsal bozuklukların ve hastalıkların tanımlanması, sağlık çalışanlarının bu yönde sürekli bir eğitim programına alınması gerektiğine dikkat çekti ve bu bağlamda Afet Psikososyal Hizmetler Birliği’nin (APHB) içerdiği tüm birimleri ile birlikte bölgeye hareket etiğini açıkladı.</p>
<p>Türkiye Psikiyatri Derneği APHB’nin durum saptaması ve bölgede yaşayan bireylerin gereksinimlerini içeren raporu en kısa zamanda kamuoyu ile paylaşacağını belirtti.</p>
<p><strong>NÜFUSUMUZUN TAMAMINA YAKINI DEPREM KUŞAĞINDA</strong><br />
Topraklarımızın ve nüfusumuzun tamamına yakının, endüstriyel yatırımların ise dörtte üçünün deprem kuşağı üzerinde olduğunun belirtildiği açıklamaya şu şekilde devam edildi:</p>
<p>“Dünyada, afetlerin son 40 yılda 3 kat arttığını, son 20 yılda 3 milyon kişinin ölümüne ve 800 milyon kişinin etkilenmesine yol açtığını biliyoruz. Depremler ise son 20 yılda bir milyondan fazla kişinin ölümüne yol açmıştır. Ölümlerin % 80’den fazlası Türkiye’nin de içinde bulunduğu, Çin, Japonya, İtalya, İran, Peru, Eski SSCB, Şili ve Pakistan’ı içeren dokuz ülkede gerçekleşmiştir. Son günlerde de Haiti ve Şili başta olmak üzere yaşanan yeni birçok deprem de insanlığa büyük acılar yaşatmıştır. Görülüyor ki çarpık kentleşme, kentsel nüfus artışı, kent yoksulluğu, bununla bunlarla birlikte yaşanan sağlıksız ve güvensiz yaşama alanları, sağlık hizmetlerinden yoksunluk, afetlere karşı hazırlıklı olmama ve önlemlerdeki çifte standart gibi, bireyin üretim sürecindeki yeri ve toplumsal konumlanışı ila bağlantılı durumların bu sonuçlarda oldukça önemli bir rolü vardır. Bu durumu yaratan etmenlerin başında ülkenin az gelişmişliği, yoksulluğu ve barındırdığı ekonomik ve toplumsal eşitsizlikler gelmektedir. Elazığ depremin meydana geldiği bölgede de yoksulluğun bir sonucu olan düşük maliyetli, eski mimari yapıdaki evler zarar görmüştür.”</p>
<p><img class="alignnone" src="http://i.milliyet.com.tr/GaleriHaber/2010/03/10/fft20_mf544798.Jpeg" alt=" Deprem ruh sağlığımızı nasıl etkiliyor?" width="457" height="297" title="Deprem ruh sağlığımızı nasıl etkiliyor?" /></p>
<p><strong>YAPILAŞMADA YÜKSEK STANDARTLAR BELİRLENMELİ</strong><br />
Türkiye Psikiyatri Derneği yaptığı açıklamada, deprem bölgeleri başta olmak üzere yapılaşmada daha yüksek standartlar belirlenmesinin gerektiğini belirtirken, bunları sağlamak üzere yasal düzenlemeler yapılmasına ve uygun ekonomik modeller geliştirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Yapılan incelemelerle depreme dayanıksız olduğu saptanan ve hala kullanılmakta olan kamu binalarının, öncelikli olarak yıkılıp yenilenmesi veya bilimsel verilere göre güçlendirilmesi gerektiğinin üstünde durdu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinmagazin.net/deprem-ruh-sagligimizi-nasil-etkiliyor.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
