Kadın Magazin

Üye Menüsü
  Kullanıcı Adı:
 
  Şifre:
 
  Her ziyaretimde otomatik giriş yap
 

 [ Şifremi unuttum ]
 [ Üye Ol ]
 

Arama Yap



Çocukta tuvalet eğitimini geciktirmeyin
 

Başlığa cevap gönder    -> Annelik
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj

cemre


Editör


Kayıt: 05 Mar 2008
Mesajlar: 2057
Şehir: Ankara

Cinsiyet: Cinsiyet:Bayan

Durumu : Offline

MesajTarih: Cmt Nis 26, 2008 5:11 pm    Mesaj konusu: Çocukta tuvalet eğitimini geciktirmeyin Alıntıyla Cevap Gönder

Çocuğunuzun tuvalet eğitimine ne zaman başlayacaksınız? Acaba daha erken mi yoksa gecikiyor musunuz? Uzmanlar tuvalet eğitiminin 1 yaşına girdikten sonra birlikte başlaması gerektiğini vurguluyor

Çocuklarda tuvalet eğitiminin, 20. aydan sonraya bırakılmasının, istem dışı idrar çıkarma olarak tanımlanan ve tıp dilinde ''Enürezis'' adı verilen hastalığa neden olduğu bildirildi.

Çukurova Üniversitesi (Ç.Ü) Çocuk ve Gençlik Ruh Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ayşe Avcı, tuvalet eğitimine, çocukların gündüz en az bir saat süreyle kuru kalabildiği, idrarını çıkardığını sıkıntıları ile belli edebildiği 1. yaşın sona ermesinden sonra başlanması gerektiğini söyledi.

Tuvalet eğitiminde gündüz fazla sıkıntı yaşanmamasına rağmen asıl sorunun gece olduğuna dikkati çeken Avcı, bu sorunu ortadan kaldırmak için öncelikle çocuğun gece kaç saat arayla idrar çıkardığı belirlendikten sonra aralıklarla tuvalete kaldırılması gerektiğini anlattı.

Avcı, çocuğun oyun ilişkisi içinde tuvalete kaldırılmasının annenin işini kolaylaştıracağına işaret ederek, ''Kız çocuklar, tuvalet eğitimine daha çabuk alışmalarına rağmen erkek çocuklarda bu süreç daha zor geçiyor'' dedi.

Geç verilen tuvalet eğitimi kadar, yanlış verilen eğitimin de hastalıklara neden olabileceğini ifade eden Avcı, çocuğu korkutmanın, ''yakarım'', ''keserim'', ''döverim'' gibi yaklaşımların ise fayda yerine zarar verdiğini savundu.

Avcı, 20. aydan sonraya bırakılan tuvalet eğitiminin aileler ve çocuk için daha zor olduğu gibi, yineleyici istem dışı idrar çıkarma olarak tanımlanan ve tıp dilinde ''Enürezis'' denilen çocukluk çağı hastalığına zemin hazırlandığını bildirdi.

ENÜREZİS KALICI HALE GELEBİLİR
Avcı, en önemli nedeni yüzde 80-90'lık bir oranla tuvalet eğitimini geciktirmek olan ''Enürezis''in, tedavi edilmediği takdirde kalıcı hale gelebildiğine dikkati çekti. Avcı, Ç.Ü. Tıp Fakültesi'nde yapılan iki ayrı çalışma sonuçlarına da değinerek, şöyle devam etti:

''Bu çalışmalarımızda, çocuk psikiyatrisi polikliniğine bir yıl içinde başvuran hastaların yüzde 18.9'unun sorununun enürezis olduğunu tespit ettik. Olguların yüzde 73.1'inde ailede enürezis öyküsü vardı. Bu da rahatsızlığın genelde ailesel bir yatkınlığı olduğu görüşünü pekiştiriyor.''

Avcı, enürezisin tedavisinde ilaçların yanı sıra çocuğa yaklaşımın da en az ilaç kadar etkili olduğunu belirterek, şu uyarılarda bulundu:

''Çocukları, sabah kuru kalktıkları için ödüllendirmek tedaviyi olumlu yönde etkiler. Ancak, düşünülenin aksine, sevme ve okşama gibi duygusal içeriği olan ödüller, oyuncak gibi somut ödüllere göre daha etkili bulunmuştur. Çocuk, kalktığında ıslak ise bu durumla hiç ilgilenmemek ve onu utandırmamanın da olumlu sonuçlar verdiği görülmektedir.''

Avcı, çocukların 3-5 yaş arasında idrarını hem gece hem de gündüz tutacak biyolojik olgunluğa eriştiklerini, bu nedenle 5-6 yaş arasında ayda en az iki kez, 6 yaşından sonra ise yine ayda en az bir kez istem dışı idrar çıkaran çocukların tedavisinin ihmal edilmemesi gerektiğini sözlerine ekledi.


Bebeğinizin "agu-agu" demesi önemli!

Bebeğiniz anlamsız sesler mi çıkartıyor? İşte bu onun dil öğrenme güdüsünü gösteriyor. Bu gayretleri ileride düzenli sözcüklere dönüşecek

Bebeğinizin anlamsız gelen sesler çıkarmaya, anlamsız harflerle sözcükler sarf etmeye gayreti, aslında onun tam anlamıyla dil öğrenme güdüsünün en güzel göstergelerinden biri.

ABD'de Dartmouth Yüksekokulu araştırma görevlisi Laura-Ann Petitto'nun Cuma günü bilim dergisi Science'da çıkacak makalesine göre, 5 ila 12 aylık 10 bebek üzerinde yapılan araştırmalarda, bebeğin ''gau-gau'' demesinin beyinde belirgin sesler üreten iki farklı komuta merkezinden kaynaklandığını gösterdi.

Bebek, ağız dil hareketlerini de, beyninde seslerin uyandığı bölgelere koşut olarak iki farklı komuta merkezinin birinden yönlendiriyor.

Psikoloji ve beyin bilimleri uzmanı Prof. Dr. Petitto, bebeğin, bilfiil dil öncesi gelişimini bu seslerle yönlendirdiğini belirtiyor.

''GAU-GAU-AGU-AGU''
Dil işlevleri, bebeğin beyninde çok erken evrede kendini buluyor. ''Gau-Gau-Agu-Agu-Babır Babır'' gibi birçok ses video kaydından incelendi.

5 İngiliz ve 5 Fransız bebekte yapılan inceleme, anlamsız gelen mırıldanmaların ve ses oyunlarının genellikle ağzın sağ yanında kendini gösterdiğini, gülümsemenin ise daha çok ağzın sol yanından geldiğini gösterdi. Petitto, ''Bu durum, sözün oluşumu ve gülme gibi diğer tepkilerin beynin farklı merkezlerinde oluştuğunu gösteriyor'' dedi.

10 bebek, sesler çıkarırken filme alındı ve bu film yavaşlatılarak seslerle ağız kaslarının nasıl hareket ettiği incelendi.

Prof. Petitto ile makalenin ortak yazarı Siobhan Holowka'nın saptamasına göre, bebekler, ilerinin sözcük hammaddelerini oluşturma yerine rasgele ses çıkardıklarında ağızlarının sağ-sol yanları eşit deviniyor, dudaklar bakışımlı (simetrik) kalıyor.

Beynin sağ tarafı, gülme gibi duyguları değerlendiriyor, ağzın sol tarafının biraz daha çok açılması ve kapanmasını sağlıyor, sol göz çevresinde küçülme görülüyor. Düşünce ve sözcükleri (sesleri) yönlendiren beynin sol yanı ise ''düşünceyi ve sözcükleri'' işleyerek ağzın sağ yanına yansıtıyor. Beynin sol yarısı, dil öğrenme merkezini içeriyor.

Bebeğin konuşma idmanlarında kullandığı ''da-da-da-da'', ''ba-ba-ba-ba'', ''ga-ga-ga-ga'' gibi hecelerde, mutlaka bir ünsüz ve ünlü harf oluyor.

HER DİLDE
Ağız-beyin etkinliğinin ülkeden ülkeye değişip değişmediğini de inceleyen Petitto, Rusça, Fransızca veya herhangi başka bir dilde fazla fark olmadığını belirtti. Petitto, bebeklerin dil edimlerinin bütünüyle evrensel olduğunu söyledi.

Petitto ayrıca şunları belirtti: ''Bebeğin konuşma öncesi dil etkinliğinde sürekli incelemeler, ileride olasılıkla konuşma zorluklarının çok erken yaşta tedavilerini mümkün kılabilecek. Bir çocuğun konuşma zorluğunun bilinmesi için onun konuşma yetisini kazandığı yaşı beklemek gerekiyor hala. Oysa çok daha erken tedavi mümkün olabilir''

Araştırmanın çıktığı Science dergisi, Amerikan Bilim İlerleme Derneği'nin yayın organı.

Dergide bir araştırma yazısı veya makale çıkmadan önce bağımsız uzmanlarca denetleniyor ve eleştiriler kayda düşülüyor.

Bebeğin konuşma yetisiyle ilgili daha fazla bilgi, internette şu adreslerde bulunabilir: www.dartmouth.edu/lpetitto ve www.sciencemag.org


Hastalandı" diye üzülmeyin...

Çocuğunuz hastalandı mı..? Üzülmeyin, bunları yaşamak gerekiyor. Uzmanlar, çocukluk çağında geçirilen kızamık, su çiçeği, kabakulak, nezle gibi enfeksiyon hastalıkların, bağışıklık sistemini güçlendirdiğini söylüyor

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, çocukluk çağında geçirilen enfeksiyon hastalıklarının bağışıklık sistemini güçlendirdiği için astım ve alerjik hastalık riskinin azalmasına neden olduğunu söyledi.

Prof. Dr. Küçükusta, son 20 yıl içerisinde astım ve alerjik hastalıkların görülme sıklığında yüzde 50 oranında artış meydana geldiğini dile getirdi.

Bu artışın yaygın antibiyotik kullanımı ve dolayısıyla çocukluk çağı enfeksiyonlarının azalmasından kaynaklandığını dile getiren Prof. Dr. Küçükusta, ''Bağışıklık sisteminin tam olarak gelişebilmesi için 1 yaşından önce geçirilen enfeksiyonların büyük önemi var'' dedi.

VİRÜSLERLE MÜCADELE...
Prof. Dr. Küçükusta, alerjiye yatkın olarak dünyaya gelen çocukların geçirdikleri enfeksiyonlar sayesinde mikrop ve virüslerle mücadele etmeyi öğrendiklerini ifade ederek, şunları kaydetti:

''Çocukluk çağında geçirilen kızamık, su çiçeği, kabakulak, nezle gibi enfeksiyon hastalıkları, bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Astım ve alerjik hastalık riskinin azalmasına neden oluyor.

Çok temiz ortamlarda büyüyen, çok az enfeksiyon hastalığı geçiren ve çok sık antibiyotik verilen çocukların bağışıklık sistemi yeteri kadar mikroplarla karşılaşmadığından alerjiye daha yatkın olur.''

Astım ve alerjik hastalıkların çok çocuklu ailelerde, erken yaşta yuvaya gönderilen, köy ve çiftlik gibi ortamlarda kedi, köpek ve diğer hayvanlarla iç içe büyüyen çocuklarda daha az görüldüğüne dikkati çeken Prof. Dr. Küçükusta, şöyle devam etti:

''Çocuk çağında çok sık antibiyotik kullanılması astım riskini artırıyor. Bırakın çocukların biraz boğazı ağrısın, ateşlensin, öksürsün.

Hemen antibiyotiklere sarılmayın. Çocuğunuzun vücudu mikropları tanısın ve onlarla savaşmayı öğrensin.''


Çocuk sevgi ister...

Onu elbette çok seviyorsunuz. Peki bu yeterli mi..? Ona sevginizi gerektiği gibi gösterebiliyor musunuz? Onun, sizin sevginizi hissetmeye ne kadar ihtiyacı olduğunu biliyor musunuz? Yavrularınıza sevgiyle yaklaşın.

Sevgi ortamında büyüyen çocukların
sağlıklı oldukları belirtilerek, çocuklara sevgiyle yaklaşmanın 5 ana
kuralı bulunduğu bildirildi.

Psikolog ™zgül Kılıç, gerçek gereksinimlerinin bilincinde olmasalar ve kendi tepkilerini anlamasalar bile, çocukların sevgiye hava, su ve yemek kadar gereksinim duyduklarına işaret etti.
™zellikle, 0-6 grubu çocukların fiziksel gelişimini sağlıklı olarak tamamlamaları için sevgiye daha fazla ihtiyaçları olduğunu kaydeden Kılıç, ''Aileler, çocuklarına bu sevgiyi mutlaka vermeli ve hissettirmeli. Bu duygunun bilinçli olarak verilmesi "nemlidir. Sevgi ortamında büyüyen çocukların daha sağlıklı olduğu ve ileri yaşlarda daha başarılı olduğu bilinen bir gerçektir'' dedi.
SEVGİYİ G™STERMENİN 5 KURALI
Çocuklara sevgiyi g"stermenin 5 ana kuralı bulunduğunu kaydeden Kılıç, bunları ş"yle sıraladı:
Onay S"zleri: Çocukları eğitirken başarısızlıkları eleştirme eğilimi hakimdir. Bu yaklaşım yetişkinlik yaşamında yıkıcı sonuçlar yaratabilir. Çocuk, yaptığı her doğru şey için "vülmeli. Günde en az iki "vgü, iyi bir hedeftir.
Nitelikli Beraberlik: Çocuğun seviyesine inilmeli. Onun ilgi alanları keşfedilmeli ve hakkında mümkün olduğunca çok şey "ğrenilmeli. Çocuğa tüm dikkat verilerek, yanında tümüyle var olunmalı. Çocuğa günde en azında beş dakika, nitelikli beraberlik için ayrılmalı ve bu bir "ncelik haline getirilmeli.
Armağan Alma: Armağanlar aşırıya kaçarsa anlamsız olabilir ve çocuğa bir dizi yanlış değerler "ğretebilir. Düşünülerek seçilmiş ve ''seni seviyorum, bu yüzden senin için "zel bir armağan aldım'' gibi onaylayıcı ifadelerle verilen periyodik armağanlar bir çocuğun sevgi gereksinimini karşılamaya yardımcı olur.
Hizmet Davranışları: Çocuğa sürekli olarak hizmet davranışlarında bulunulmasına rağmen, belirli aralıklarla çocuk için "zellikle anlamlı olan bir iş yapılmalı. Büyükler için çekici olmayan, fakat çocuk açısından çok "nemli olan bir iş ele alınmalı. Daha çok y"nlü bir ebeveyn olmak için akademik veya mekanik alanda yeni bir hüner "ğrenilmeli.
Fiziksel Temas: Kucaklama, "pme ve dokunma çocuğun sevgi deposu için "nemlidir. Her çocuğun yaş, huy, sevgi dili konuları g"z "nüne alınmalı ve bu konuda eşsiz bir yaklaşım belirlenmeli. Onlar büyüdükçe, onaylama amacı ile dokunma alışkanlığını sürdürme konusunda duyarlı olunmalı.


Mızmız çocuğu iyi takip edin!..

Çevresiyle iletişim kuramayan, çabuk ağlayıp kırılan, kendini ifade edemeyen çocuklar, ileride sosyal fobiye aday.

Çocuğun geleceği için anne babalara çok iş düşüyor
TOPLUMDA her 10 kişiden birinin yaşamını etkileyen sosyal fobi rahatsızlığının kökeni çocukluk çağlarına uzanıyor. Uzmanlar, "Çevresiyle iletişim kuramayan, alıngan, çabuk ağlayıp kırılan, mızmız" çocukların ilerde sosyal fobiye aday olduklarını bildiriyor. Psikiyatrist Nihat Kaya, sosyal fobiye aday bir çocuğun nasıl anlaşılabileceğini şöyle anlattı:
"ÇOCUK anne - babaya bağımlıdır, dizinin dibinden ayrılmaz, uzaklaşıp bir yere gidince sürekli ağlar. Akranlarıyla iletişim kuramaz, oyun oynamaz. Bir şey istediğinde kendisi isteyemez, 'Anne baba git sen iste' der. Okulda çok sessizdir, kimseyle arkadaşlık kuramaz, öğretmen soru sorduğu zaman bildiği halde parmak kaldırmaz, öğretmeni tahtaya kaldırdığında, bildiği halde başarılı olamaz, yüzü kızarır, konuşamaz, aşırı heyecanlanır."
KAYA, şöyle devam etti: "Böyle durumlarda çocuğa 'Diğer kardeşin ne kadar girişken. Ona bak, ibret al, utan. Sen neden böyle çekingen, utangaç, korkak çocuksun? Kız gibi oğlansın. Git başımdan, senden utanıyorum' gibi ifadeler kullanılmamalı. Çocuk, doğrudan emir veriyor hissi uyandırmadan, doğal ortamlar sağlanarak, ilgi alanlarını keşfederek desteklenmeli

Çocukları okula aç göndermeyin!

Doktorlar, kahvaltı yaptırılmadan okula giden çocukların dikkatlerini toplamakta güçlük çektiğini belirtiyor. Anne babalar kadar öğretmenlere de görev düşüyor...

Çocukların, sabahları kahvaltı yaptırılmadan, öğlen ise yemek yedirilmeden okula gönderilmeleri halinde, dikkatlerini toplamakta güçlük çekecekleri, bunun da eğitimi olumsuz yönde etkileyeceği bildirildi.

Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yavuz Coşkun, A.A muhabirine, çocukların, okul çevresinde açıkta satılan gıda maddelerine yönelmemeleri için, karnının evde doyurulmasının ve beslenme çantasına kendisine yararlı, sevdiği yiyeceklerin konulmasının büyük önem taşıdığını söyledi.

Yaşı ne olursa olsun, bireylerin aç karnına dikkatini toplamakta güçlük çekeceğini anımsatan Prof. Dr. Coşkun, ''Özellikle okula giden çocukların aç karnına okula gönderilmemesi gerekir. İyi kahvaltı yaparak evden çıkanla kahvaltı yapmadan çıkanın başarısı bir olmaz'' dedi.

AÇIKTA SATILAN GIDALARA DİKKAT

Açıkta satılan gıdaların, bulaşıcı hastalıklar için uygun ortamlar olduklarını kaydeden Prof. Dr. Coşkun, şöyle devam etti:

''Çocukların bu tür gıdalardan uzak durmasını sağlayacak önlemler alınmalı. Belediyeler ve okul yöneticileri, okul çevrelerinde yiyecek- içecek satılan yerleri sürekli gözetlemeli, çocukların besin değeri düşük, açıkta satıldığından dolayı risk oluşturan gıdalardan uzak durmaları sağlanmalı. Ayrıca, kantinlerde de besin değeri yüksek gıdaların satılması için çaba gösterilmeli.''

AİLELER VE ÖĞRETMENLERE ÇAĞRI
Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Şahinbey Hastanesi Diyet Uzmanı Meryem Yılmaz ise aileler ve öğretmenlere, çocukları boş enerji kaynağı yiyecekler yerine, gerçek enerji kaynaklarını tüketmeye yöneltmeleri çağrısında bulundu.

''Çocukların boş enerji kaynağı olan şeker ve tatlılar yerine süt, ayran, taze meyve suları, sandviç ve poğaçayı tercih etmeleri sağlanmalı'' diyen Yılmaz, sözlerini şöyle tamamladı:

''Çocukların fiziksel, zihinsel, büyüme ve gelişmelerinin sağlıklı olabilmesi için, yeterli ve dengeli beslenmeleri gerekiyor. Çocuklar günde en az 2 su bardağı süt veya yoğurt tüketmeli. Meyve yemeli ya da taze meyve suyu içmeli. Sağlıklı fiziksel ve ruhsal gelişim için bu mutlaka yapılmalı.

Çocuğuna süt iç, meyve ye, taze meyve suyu iç diyen anne ve babalar, bunları söylerken örnek de olmalılar ve istediklerini önce yapmalılar. Ailenin bu konudaki duyarlılığı, çocuklarının boş enerji kaynaklarına ve açıkta satılan gıdalara yönelmelerini önler.''


Çocuğunuz iştahsız mı..?
Çocuğunuz yemek zamanlarını sizin için cehenneme mi çeviriyor? Unutmayın, aile içindeki gerginlikler de çocuğun iştahını olumsuz yönde etkiliyor. Ayrıca yanlış beslenme de bir başka iştahsızlık nedeni...

Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Psikiyatrisi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Cahide Aydın, aile içindeki gerginliklerin çocuğun iştahını olumsuz yönde etkilediğini söyledi.
Aydın, çocuklarda bebeklikten 5 yaşına kadar olan dönemde görülen iştahsızlığın psikolojik sorunlardan da kaynaklanabileceğini belirterek, aile içi iletişimin önemi üzerinde durdu. Ailedeki iletişim bozuklukları ve huzursuzlukların çocuğun ruhsal yaşamını doğrudan etkilediğini dile getiren Aydın, bu durumun yemekteki iştah için de geçerli olduğunun altını çizdi.
Prof. Dr. Cahide Aydın, anne ve baba arasındaki geçimsizliğin çocuğun yeme düzenini bozabileceğini kaydederek, ''Aile içindeki gerginlikler çocuğun iştahını olumsuz yönde etkilemektedir. Tabi yalnızca anne ve baba arasındaki sorunlar değil, çocuğun anne ve babasıyla olan iletişimi de eğer sorunlu ise iştahı azalabiliyor'' diye konuştu.
Yemek konusunda çocuğu zorlamanın da hatalı sonuçlar doğurabileceğini dile getiren Cahide Aydın, her çocuğun yapısının farklı olduğunun gözden uzak tutulmamasını istedi. Aydın, çocuğun yemekteki tercihleri ile yemek saatinin de iştahı etkileyen unsurlar arasında yer aldığını belirtti.
YANLIŞ BESLENME
EÜ Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Sağlıklı Çocuk Polikliniği görevlisi Doç. Dr. Sadık Akşit de, çocuklardaki iştahsızlığın genelde yanlış beslenmeden kaynaklandığını bildirdi.
Yemek öncesi verilen tatlı yiyecek ve içeceklerin çocuğu tıkadığını, bu durumun da çocuğun yemek yeme isteğini azaltabildiğini kaydeden Akşit, bu konuda anne ve babalara önemli görev düştüğünü söyledi.
Akşit, bebeklikten başlayıp bir yaşına kadar olan sürede hızla boy atıp kilo alan çocuğun daha fazla kalori alma ihtiyacı duyduğunu, ancak daha sonraki dönemde büyümedeki yavaşlamaya paralel olarak çocuğun yeme isteğinde azalma olabileceğini dile getirdi.
Başa dön
Üye profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Sponsor
Önceki mesajları göster:   
Başlığa cevap gönder  


1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Geçiş Yap:  
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Bu foruma eklenti dosyaları gönderemezsiniz
Bu forumdaki dosyaları indiremezsiniz


eXTReMe Tracker


Güvenlik Sistemi CBACK CrackerTracker
7 saldırı girişimi engellendi.

Copyright © 2006 Kadın Magazin