Beyaz bir maskenin arkasında annelerin savaşı da var

Pazar, Ocak 25, 2009, 22:58
Sağlık kategorisi. Bu mesaja 0 yorum yapıldı.

FaceBookta Payla


Lösemili çocuklar deyince akla ilk gelen görüntü, bir beyaz maske ardında gülümseyen bir çift göz. Çocuklar küçük bedenleriyle amansız hastalığa direnirken yanlarında hep anneleri var. Eşi ölen ya da terk edilen, ekonomik durumu düşük olan annelerin mücadelesi en az çocuklarınki kadar göze çarpıyor

Onları hep ağızlarında beyaz maskeyle görüyoruz. Yaşları henüz çok küçük ama savaştıkları hastalık büyük. O maskenin ardından sadece hastalık mücadelesi yok, aynı zamanda annelerin cesur bir hikayesi var. Lösemili çocukların annelerinin öyküsü Lösemili Çocuklar Vakfı’nda (LÖSEV) daha net görünüyor. Diyarbakır’dan Mardin’e, Samsun’dan Hatay’a kadar Türkiye’nin dört bir yanındaki lösemili çocuğu olan anneler LÖSEV’de çalışıyor, ‘Birlikten kuvvet doğar’ sözünü doğrularcasına birbirlerinin üzüntülerini hafifletiyor. Onlar, LÖSEV’in İstanbul, Ankara ve Diyarbakır’da bundan altı yıl önce açtığı Ispanak Mağazaları Atölyeleri’nde ücretsiz pastacılık, biçki-dikiş ve takı dersleri alarak meslek sahibi oluyor.

LÖSEV yetkilileri bu atölyelerde eğitim alan kadınlara yıl sonunda sertifika verdiklerini belirterek, daha sonra kadınların isterlerse LÖSEV atölyelerinde maaş alarak çalıştıklarını söylüyor. Üç ildeki atölyelerde 200’ün üzerinde anne çalışıyor. Bez bebek yapıyor, erişte kesiyor, kurabiye pişiriyor, yastık dikiyor. Bu ürünler LÖSEV’in internet sitesi www.losev.org.tr üzerinden ve Mudo mağazalarında satışa sunuluyor. Bunlardan elde edilen gelir, Ankara’daki Lösemili Çocuklar Hastanesi LÖSANTE’de lösemili çocukların tedavisine aktarılıyor.

LÖSEV yetkilileri bu atölyeleri neden açtıklarını şu sözlerle anlatıyor: ‘Lösemi, tedavi süreci uzun süren, çok pahalı ve yıpratıcı bir hastalık. Tedavi sürecinde en çok yıpranan aile üyesi ise anneler. Babaların bir bölümü hastalığı kabullenemiyor ve anneye ‘Bakamadın, senin yüzünden oldu’ diye suçluyor. Ailelerin yüzde 87’si asgari ücret ve altında çalışan, sosyo-ekonomik düzeyleri düşük. Bu nedenle annenin madden ve manen ayağa kaldırılarak tekrar topluma kazandırılması anlamında atölye çalışması çok önemli.’ İşte o annelerin hikayesi…

Ne akraba ne kardeş! LÖSEV can dostum gibi

Eşi polis memuru olan 29 yaşındaki Ümmühan Yıldırım’ın kızı Meliha lösemi hastası.

MELİHA’NIN 14 aylıkken hem kan hem de kemik iliği kanseri olduğu ortaya çıkmış. Şimdi dört yaşında. Yıldırım, tam sekiz ay boyunca kızıyla birlikte hastanede yattığını belirterek o günleri şöyle anlatıyor: ‘Kızım ölsün diye dua ediyordum. Düşünebiliyor musunuz, bir anne çocuğunun çektiği acıyı görünce dayanamıyor ve daha fazla çekmesin diye dua ediyor… O kadar kötüydü. Doktorlar öleceğini söylüyordu.’

Ama Meliha belli ki hayata bağlı bir çocuk, şimdi dört yaşında ve hastalığı büyük ölçüde yendi. Tekrarlandığında ilik nakli olması gerekiyor. Meliha’nın sağlık durumu iyiye gidiyor ama annesi psikolojisi bozulduğu için depresyon ilaçları kullandığını söylüyor. Sonra ise LÖSEV ile tanışarak hayatını yola koyduğunu anlatıyor: ‘Lösemi tedavisi çok pahalı. LÖSEV çok sıkışık altı ayımızda bize gıda ve para yardımlarında bulundu. Bu yıl LÖSEV’de kursa başladım. Kızım da buraya geliyor eğitime katılıyor. Meliha ‘Anne yatacağız, kalkacağız, yatacağız kalkacağız, çarşamba günü olacak okula gideceğim’ diyor. Buraya gelmeyi iple çekiyor. Ne anne ne akraba ne de kardeş; hasta arkadaşları can gibi. Onlar benim dilimden, halimden anlıyor. Buraya gelirken evime gelmiş gibi hissediyorum.’

Eşim ‘Oğlumu sen hasta yaptın’ diye hep beni suçladı

Enise Özen, nüfusa göre 27 yaşında ama gerçek yaşı 24. Mardin Mazıdağ’lı. İlkokul mezunu.

AİLESİ İzmir’de yaşıyormuş, kendisi evlenince İstanbul’a yerleşmiş sonra memleketine, Mardin’e gitmiş. Oğlu Enes, beş aylıkken hastalanmaya başlamış. Kendisi evhamlanınca eşi kendisine şiddet uyguluyormuş. Sonrasını kendisinden dinleyelim: ‘Oğlum 19 aylıkken üstünü değiştirirken koltuk altında yumurta büyüklüğünde bir beze olduğunu fark ettim. Çevremdekiler koca karı ilaçları önerdi. Ama hiçbirini yapmadım, aldım çocuğumu Mardin’den Diyarbakır’da doktora götürdüm. Tek başınaydım, param yoktu. Diyarbakır’a her gidişimde altınlarımdan birini satıyordum. Aylarca teşhis konulmadı. Bir gün oğlum elimde bayıldı. Dicle Üniversitesi’ne sevk ettiler. Serumla beslendi, sadece bakıyordu, konuşamıyordu. Doktora ‘Bu hastalığı iyileştirmeye gücün yetmiyorsa bana söyle ne yapayım?’ dedim. O da bana ‘Çocuğunu buradan çıkar’ yanıtını verdi. Ben de oğlumu alıp İstanbul’a geldim.’

TÜP PARASI GÖZLERİNE BATTI

Enise Özen’in İstanbul’a geliş öyküsü böyle. Aslında asıl mücadelesi bundan sonra başlamış: ‘İstanbul Sultanbeyli’de görümcemde kalıyordum. Oğlum patates haşlamasından başka bir şey yiyemiyordu. Bir gün oğlu ‘Bu kadar patates haşlıyorsunuz, tüp parasını siz mi veriyorsunuz?’ deyince o evden ayrıldım, altı ay boyunca Şişli Etfal’de yaşadım. Eşim daha sonra İstanbul’a geldi. O kadar üstüme geliyordu ki bir gün hastaneye gelip ‘Çocuğuma bir şey olursa seni kapımda bırakmam’ demesi beni deli etti. Artık depresyona girmiştim.’

Enes’e o dönemde yüzde 50 yaşama şansı verilmişti. Hastanedeki doktorların yönlendirmesiyle LÖSEV ile tanışan Enise Özen ‘LÖSEV beni manen ve maddi olarak hiç yalnız bırakmadı. Son üç aydır bu atölyede çalışıyorum. Yaşadıklarımı düşünüyorum da film gibiydi. Oğlum şimdi beş yaşında, tedavisi sürüyor, sağlık durumu iyi. Eşim şimdi bir çorap fabrikasında çalışıyor. Şimdi ilişkimiz daha iyi’ diyor.

Aileden destek görenler de var

37 yaşındaki Sennur Altıntaş’ın üç çocuğu var. Büyük oğlu epilepsi küçük oğlu Emir ise lösemi hastası. Altıntaş LÖSEV’de mutfakta kurabiye yaparken hikayesini anlatıyor: ‘Sekiz yaşındaki küçük oğlum Emir, kolları ve bacaklarının ağrıdığını söylüyordu, bir de burnu kanıyordu. Lösemi olduğu ortaya çıktı. O dönemde Sinop’taydık. Samsun’da tedavi gördü, sonra İstanbul’a taşındık. İki buçuk yıl tedavi gördü, şimdi tedavisi bitti. Üç yıldır LÖSEV’de mutfakta çalışıyorum. Tedavi süresince en büyük desteği eşim verdi.’

İstanbul Ümraniye’de yaşayan Sevgi Şentürk, 35 yaşında. Oğluna 10 yaşındayken Lösemi teşhisi konulmuş.

‘SÜREKLİ ateşi çıkıyordu. O sıralar bir perdecide çalışıyordum, yeni ev almıştık. Oğlum hastalanınca işi bıraktım. Ardından eşim stres ve üzüntüden kalp krizi geçirdi. Daha önce iki kez kalp krizi geçirmişti, hastalık ortaya çıktığında soğukkanlıydı ama demek içine atmış. Oğlumun tedavi sırasında eşimi kaybettim. Oğluma bir ay boyunca söylemedik’ diyerek hikayesini anlatmaya başlıyor Sevgi Şentürk. Oğlu şimdi 13 yaşında. LÖSEV ile oğlunun doktorları sayesinde tanıştığını belirten Şentürk, şimdiki yaşamını şu cümlelerle özetliyor: ‘Şimdi LÖSEV’in atölyesinde çalışıyorum. Burası terapi gibi. Buradan kazandığım küçük maaşla geçinmeye çalışıyorum.’

Göz sağlığının korunması için arada bir yaban mersini kürü uygulamak yararlı olabilir. Sadece göz sağlığı mı? Kırmızı küçük meyvelerin bağışıklık sistemi ile kalp ve damar sağlığına da faydası olabilir













Yorum Yaz


.