->

Medical Park Göztepe Hastane Kompleksi Kanser Hastanesi Onkoloji Direktörü Prof. Dr. Erkan Topuz, kanserden korunmak için alınabilecek en kolay önlemleri anlattı… Çevremizde pek çok kanserojen var. Ama kanserden korunmanın yolları da var, bunları deÄŸerlendirmemiz lazım. Siz anne karnındayken, anneniz en az 6 hafta saÄŸlıklı beslenirse, kansere yakalanma riskiniz yüzde 50 azalıyor. Bir öğünde vücudun ihtiyacı olan bütün yiyecekleri yemelisiniz. Balık çiftlikleri, tüm kızartılmış besinler, kızartılmış bir tost bile şüphe uyandırır. Hammaddesi pamuk, keten, yün ve kenevir olan elbiseleri tercih etmelisiniz. Evinizde; özellikle yapı malzemelerine, hava ve su tesisatına dikkat edin. Leylak, benjamin ve alovera toksit havayı temizler. Ayrıca ev temizliÄŸini; sirke, limon suyu, kabartma tozu, yıkama sodası ve zeytinyağı ile yapmanızda fayda var.
Kanser patlayacak
Sanayi devriminden sonra pek çok kimyasallar ve pek çok endüstriyel toksit maddeler bilinçsizce, o zamanki kâr-zarar hesapları göz önünde tutularak dünyaya verildi. 1945-46 ve 1965 doğumlular arasında, ilk büyük kanser patlamasının ortaya çıkabileceği söyleniyor. Çünkü biz dünyayı zehirliyoruz.
Hayvanlar da oluyor
Dünyada hayvanlarda da kanser artıyor. Kutup ayıları bile çevre kirlenmesinden etkileniyorlar. Sperm sayıları azalan kutup ayılarında kanser oranı artıyor. Bunun nedeni, yedikleri çok büyük balıkların toksit gıdalar taşıması. Köpeklerde de, altıda bir oranında mesane kanserlerinde artma görüldü. Doğum kontrol hapı kullanan kadınların idrarları ile kirlenen sularda yaşayan balıklar kısır oldu.
Köylerde de fazla
Röntgeni aşırı miktarda alan çocuklarda lösemi vakası iki kat fazladır. Lösemi gebelik sırasında pestizit alan, böcek zehri ile temas eden annelerde de iki kat artmıştır. Yalnız biz bunu normal şehir hayatına bağlamayalım. Köylerde lenfoma, mide kanseri, lösemi, beyin tümörü; şehirde yaşayanlara oranla iki-üç kat fazladır. Çünkü tarımla uğraşanlar genellikle hormon ve tarım ilaçlarını aşırı miktarda kullanıyor


Kanseri yalnızca ilaçla tedavi edemeyiz. İlacın yanı sıra, hastalığı destekleyecek ve bu hastalığın yan etkilerini ortadan kaldıracak pek çok faktör var. İşte bu noktada tamamlayıcı tıbba ihtiyacımız var. Alternatif tıp yoktur, tamamlayıcı tıp vardır! Amerika’da aÅŸağı yukarı en büyük 24 üniversitede; meditasyon, dans terapi ve diyet gibi tamamlayıcı tıp bilimi bulunuyor. Tamamlayıcı tıp, bilimsel olarak ispat edilmiÅŸ tıptır. 1999 yılında İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü’nde ilk defa tamamlayıcı tıp bilimi kuruldu. Bu enstitü, bütün Türkiye’den gelen soruları yanıtlamaya çalıştı. Ama yeterli sayıda eleman olmaması, geliÅŸmesini engelledi.
Sağlık bakanlığı öncü
SaÄŸlık Bakanlığı da tamamlayıcı tıp bilimini tanıdı. Böylece ÅŸarlatanlarla mücadele ederek, yeni çıkmış herhangi bir bitkinin denenmesinde veya diÄŸer yaklaşımlarda hastanelere destek olmayı seçti. Ama tamamlayıcı tıp, bilimsel olarak yerleÅŸmedi. Oysa tamamlayıcı tıbbın geliÅŸmesi için; bir doktorun eczacılarla birlikte botanikçiler ve farmakologlarla da çalışarak bunu bir bilim haline getirmesi gerekir. Türkiye’de bunun öncülüğünü yapanların başında Prof. Dr. Ekrem Sezik geliyor. Sezik, Gazi Üniversitesi’nde ‘fitoterapi’ yani ‘bitkilerle tedavi’ bölümünü kurdu. Onun gayreti ile biz doktorlar, Türkiye’de ilk defa eczacılık eÄŸitimi ile birlikte ilerlemenin adımlarını attık. Türkiye’de bu iÅŸlerle uÄŸraÅŸacak kimseleri göremediÄŸim için oÄŸlumu bu iÅŸe yönlendirdim. OÄŸlum hem bu ihtisası yapıyor, hem de akupunktur eÄŸitimi alıyor. Bunları bitirdikten sonra ABD’de San Francisco’da benim çalıştığım üniversitede eÄŸitimini sürdürecek. Sonunda da Türkiye’ye ilk defa bilimsel olarak tamamlayıcı tıbbı getirecektir. Ben bu idealimi gerçekleÅŸtirmeye çalıştım ama hem yaşımdan dolayı, hem de bazı bölümler tarafından sekteye uÄŸratılması nedeniyle tam hedefime ulaÅŸamadım. Türkiye’de organik tarım bakir ve hiç bilinmeyen bir bölüm. EÄŸer baÅŸarı elde edebilirsek ve oÄŸlum bu eÄŸitimi yeteri kadar alabilirse, Türkiye’de sahtekar herbalistlerin bilinçsizce kullandığı ilaçların yerine, organik tarım ürünlerini, standartlarını koruyarak hazırlamak istiyorum. Türkiye’de pek çok, herbalist geçinen, doktorlukla alakası olmayan ziraatçı, kimyager ya da ilkokul, lise mezunları; yaptıkları çeÅŸitli karışımları pazarlayarak insanları kandırıyor. Bizim amacımız; Türkiye’de bunu bilimsel olarak ortaya koymak.
Aslında kanser anne-babada baÅŸlar. Anne-baba aşırı miktarda sigara ve alkol tüketiyorsa, bu toksit maddeler anne karnında çocuÄŸa da düşer. Çevre faktörleri anneyi ilgilendirir. Çünkü bir çalışmada çoÄŸu annenin amniyo sıvısında bol miktarda pestisit, yani böcek zehri bulunmuÅŸtur. Annenin göbek bağında da 200′ün üzerinde zararlı kimyasal tespit edilmiÅŸ, anne sütünde de böcek ilacına rastlanmıştır. Gene bir çalışmada anne sütünde 75 kat artmış zehirli bir madde bulunmuÅŸtur. Taşıt kirliliÄŸinin bile anne karnındaki çocuÄŸu etkilediÄŸi görülmüştür. Babaları benzin fabrikalarında çalışan, alkol alan çocuklarda doÄŸum öncesi döllenmenin altı kat azaldığı görülmüştür. Yeni doÄŸanın kanında 230 endüstriyel kimyasal, 180 kanserojen madde bulunmuÅŸtur. Bahçelerinde böcek ilacı kullanılan çocuklarda yumuÅŸak doku kanseri dört kat fazla görülmüştür.

* Denver’da yapılan bir çalışmada; saatte 20 bin araç geçen 1 kilometrelik alanda yaÅŸayan çocuklarda lösemi altı kat fazla görülmüş. Ayrıca bu çocuklarda astıma da rastlanmıştır.
* Aspest yasaklanmasına raÄŸmen çatı kaplamada, çimentoda, ısıtma ve havalandırmada, araba balatalarında kullanılıyor. Bu nedenle her yıl 10 bin Amerikalı ölüyor. 2015′te bu sayının 75 bin olacağı tahmin ediliyor.
* Danimarka, yüzde 3 olan tarım ilacı vergisini yüzde 38′e yükselterek, tarım ilacı kullanımını yüzde 8 azalttı. Alınan vergiyi de organik tarıma destek için kullanıyor.
* İsveç 2020 yılında benzinli arabaları kaldıracak. Tamamen organik tarıma yönelecek.
* Tütün endüstrisi durmazsa akciğer kanseri ölümü yılda 9 milyonu bulacak. Bunun 7 milyonu gelişmekte olan ülkelerde olacak
.